Prof. Dr. Yasin AKTAY

28 Şubat bir ibret konusudur

Bin yıl sürmesi planlanan 28 Şubat”ı, 13. yıldönümünde savunacak ne bir Allah”ın kulu ne de biraz olsun geçerli bir argümanın kalmamış olmasında anlayanlar için büyük ibretler vardır.

Söze bir ibret hatırlatması ile başlamamız 28 Şubat ile ilgili bugün en uygun yaklaşım biçimi olmalı. Bu ibretlik birilerinin yapıp ettiğinden mutlak haklılık duygusuyla iman tazeleme, bugün kendilerini artık savunamayacak kadar zavallı hale gelmiş olanlara da bir lanet okuma vesilesinden ibaret değil. İbret kuşkusuz çok daha derin bir duygu veya varoluş hali gerektirir. Bir intikam veya ölçüsüz bir zafer hissinden ziyade insanın bu dünyadaki faniliğinin, sınırlılığının, gelip geçiciliğinin sırrına bir nebze olsun vakıf olmayı gerektiren bir bilinç…

Çok değil daha iki yıl öncesine kadar 28 Şubat sürecinin bütün kötülüklerini teslim etse bile yine de birkaç olumlu yanından hele çok hayırlı sonuçlara vesile olduğundan bahseden kalemlere rastlanabiliyorken bugün o dönemleri bu kadarlık bir hayırla bile yâd eden kimsenin kalmamış olması gerçekten de ibretlik bir durum değil midir?

Dindar kesimin 28 Şubat darbesinde yaşadıklarından ders alarak çok daha rasyonel ve ölçülü bir siyasi çizgi geliştirmiş olduğu tabii ki doğrudur, ama salt bundan dolayı darbeye en ufak bir şükran borçlu olması düşünülemez. Aksine maruz kaldığı zulüm bloğunun boyutlarını iyi görüp, bunlara karşı uygun mücadele dilini geliştirmiş olması o zulüm bloğuna hiçbir erdem kazandırmaz. Türkiye”de bizatihi halkı temsil eden dindar kesim en erdemli siyasal çizgisini geliştirirken, o iktidar bloğu, kendi entrikalarını, darbe planlarını ve açgözlü iktidar heveslerini uygulamaya sokmaya devam etti durdu.

Bugün yaşadığımız hukuk sürecinin ışığında 28 Şubat sürecinde neler olup bittiğini çok daha iyi anlıyoruz. Bu sürecin hiçbir derin plan içermediğini sadece ahlaksızların oluşturduğu ve o günler için bir güç görüntüsü ifade eden bir ittifaka dayandığını çok net bir biçimde görebiliyoruz. O günlerin iktidar sarhoşluğu içinde sarf edilmiş “bin yıllık” heves, olayın aktörlerinin yüksek kibir ve istiğnalarının cahilce bir ifadesinden başka bir şey değil aslında. İnsan olduğunun farkında olan hiç kimse bu kadar büyük konuşamaz. Tarih tam da bu kibre kapılarak ebedilik veya mutlak güç iddiasında bulunan aciz tanrıların zavallılılıkla biten ibretlik hikâyeleriyle doludur. Bugün o tanrıcıkların yerlerinde yeller esiyor.

28 Şubat, yapanlara bin yıllık bir ebedilik duygusu vermiş olabilir. Doğrusu onun zulmüne maruz kalanlar açısından da bir sonsuz karanlık duygusu vermiştir. Hâlen başörtüsünden katsayı uygulamasına, 28 Şubat ürünü uygulamalar sayısız insanı mağdur etmeye devam ediyor. Bu hukuksuz uygulamalar insanlarda bir normallik duygusuna bile yol açmış olabiliyor.

28 Şubat neresinden bakarsanız ahlaksız ve hukuk dışı uygulamaların sahneye konulduğu bir sürecin adı. Ancak bu hukuksuzlukları tespit edip bunların ağır cezaları hak eden uygulamalar olduğunu tespit etmesi gereken hukukun bu süreç tarafından işe alınmış yargıçların elinde olması onun bu boyutunun ortaya çıkmasını bir nebze geciktirmiştir. Ülkenin bütün meşru kurumlarını haksız bir biçimde ele geçiren ahlaksız müdahale ne yazık ki ilk etapta yüksek yargıya karargâhında yalan yanlış bilgilerle brifing vererek darbe düzenine ortak etmiştir. 28 Şubat”ın süreklilik planı ancak hukukçuların sürece ortak olmasıyla temin edilmiştir. Bugün 28 Şubat nöbetini de cübbeleriyle brifinge koşan hâkimlerin tutmaya devam ettikleri görülüyor.

Stratejik Düşünce Enstitüsü”nün geçtiğimiz hafta Ankara”da düzenlenen Demokratikleşme Sürecinde Hukukun Üstünlüğü ve Yargı Konferansında Taha Akyol, hukuk söylemlerinin de medyada yer alma biçimlerine dikkat çekti. 1997-1998 yılları arasında kendi gazetesinde yaptığı taramada Akyol “hukukun bağımsızlığı” ile “hukukun tarafsızlığı” kavramlarının kullanılma oranında birincisinin yüzde 98 oranında ikincisinin (tarafsızlık) sadece yüzde 2 oranında kullanıldığını tespit etmiş. Bu oran 2006 tarihinde neredeyse eşitlenmiş. Hukukun bağımsızlığının sıkça hatırlandığı buna mukabil tarafsızlığının neredeyse hiç hatırlanmadığı dönem tam da 28 yıllarıdır.

Bu dönemde bağımsızlığını tepe tepe kullanmakta olan yargı erkinin bu bağımsızlığı kendi adına mı kullandığı yoksa aslında asker adına mı kullandığı aslında hiç önemli değildir. Önemli olan bu bağımsızlıktan hukuka hiçbir pay bırakılmamış olmasıdır. Tıpkı bu dönemde tepe tepe kullanılan YÖK”ün özerkliğinden üniversitelere ve bilim adamlarına hiçbir pay bırakılmamış olması gibi.

Bütün bu vesayet zincirinin tepesine getirip askeri koymanın tam da bu yüzden açıklayıcı olmaktan uzaklaştığını fark etmek gerekiyor. Doğrusu 28 Şubat veya diğer bütün darbeler askerin tek başına kotardığı işler olmaktan ziyade bir ahlaksız ittifaka dayanıyor ve bu ittifakın içinde her kesimden tamahkâr yer alabiliyor.

Ne yazık ki diğer tüm darbelerde olduğu gibi 28 Şubat”ı da engelleyebileceği halde engellemeyen, dahası içerdiği iktidar ihtimali dolayısıyla hemen selamlayanlar da yine siyasetçiler olmuştu.

Bugün muhtemel darbe niyetlerinde kendileri için bir fırsat ihtimali görmeye tenezzül eden siyasetçilerin sadece o siyasetçilerin akıbetine bakarak alacakları çok ibret vardır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: