Prof. Dr. Yasin AKTAY

28 Şubat, başa gelen ne ilk ne son kötülük

Onbeşinci yıl dönümünde 28 Şubat geçmiş yıldönümlerine nazaran daha fazla konuşuluyor. Aslında geçtiğimiz yıl 28 Şubat darbesine maruz kalan Necmettin Erbakan”ın o tarihi günün yıldönümünden bir gün önce vefat etmesi zerine geçen yıl da 28 Şubat”a olağanüstü bir ilgi oluşmuştu. Doğrusu Erbakan”ın vefatının bu güne denk gelmiş olması zaten yükselişte olan darbe karşıtı duyarlılığa bir anda tavan yaptırmıştı. Hoca”nın vefatındaki zamanlamada adeta ilahi bir mesajın izleri hissedildi. Bu zamanlamanın kendisi 28 Şubat sürecinde haklı ve haksız hakkında yargıyı kendiliğinden vermeyi sağlıyor gibiydi.

Bu yıl da 28 Şubat”ın çok konuşuluyor olması, yaşanan sürecin nasıl bir kâbus olduğunun bugün çok daha iyi anlaşılıyor olmasından ileri geliyor olsa gerek. Aradan 15 yıl geçtiğinde onu savunacak bir Allah”ın kulunun kalmamış olması kelimenin tam anlamıyla ibretlik bir durum. Oysa daha 5. yılında dönemin genelkurmay başkanı sürecin “binyıl” sürecek bir devlet politikası olduğunu söylüyordu.

Bu iki zamandan bakınca insanın ne kadar zavallı, ne kadar cahil, ne kadar komik durumlara düşebildiğini de görmüş oluyoruz. 28 Şubat aslında insanlık tarihinde ve bu yerkürenin sayısız coğrafyasında yaşanmış binlerce iktidar azgınlığının bir örneği. İktidar pozisyonunda vehmettiği kudrete aldanıp kendi faniliğini unutan, bu kudreti ise olduğundan da büyük vehmetmeye başlayarak ölümsüzlük ve yenilmezlik rüyası görmeye başlayanlar, aslında bir açıdan da ne kadar da zavallılar. Tarih böylelerinin sonuçta içine düştükleri aczin, çaresizliklerin, zavallılıkların hikâyeleriyle dolu.

İstibdat dönemlerinde zaman çok ağır ilerler. Olayın mağduru olarak yaşayanlara da yaşadıkları zaman ne kadar uzun gelmiştir. Bugünlerde süreçle ilgili, o sürecin ne kadar uzun sürdüğüyle ilgili doğrudan tanıklıkları bol bol dinliyor, okuyoruz. Oysa hepsi hepsi 5 yıl sürebildi. Belki halen bazı sonuçları hayatımızı etkilemeye devam ediyordur, ama darbecilerin bile birbirlerini tanımazdan gelmeye, birbirlerini satmaya başlamaları o kadar uzun sürmedi.

Hiç bitmeyecek gibi gelen, ufukta hiçbir ümit ışığının görünmediği kapkaranlık bir süreçtir gidiyordu. Evet, ama karanlık bu ümitsizliğin ta kendisindeydi. 28 Şubatı yönetenlerin kendi zulümlerini payidar vehmetmeleri gayet normaldi, ama tarihin ve zamanın bir sahibi olduğunu bilenler için her şey ilahi bir daire içinde cereyan ediyordu. O günler geçer, yerine daha iyi günler gelirdi, ama o iyi günler de geçer, ardından yine daha kötü günler gelir. İstibdat dönemleri de bir imtihan, hürriyet dönemleri de. Bugün 28 Şubat”ın kötülüklerini anlatarak ne kadar büyük bir felaketi geride bırakmış olduğumuza seviniyoruz da, 28 Şubat”ı gerçekten anlamış oluyor muyuz?

Türkiye”de bir dış desteğe sahip olmadan darbelerin olamayacağı söylenir hep. Oysa bu dış desteği verenler her kimse, içerde yeterince maharetli, hırslı, ahlaksız, gaspçı, hırsız işbirlikçi bulamadan da bir darbeye yatırım yapmazlar. Türkiye”de ne yazık ki darbe düzenini bir kültür haline getirmiş yeterince geniş bir kesim var. Şimdiye kadar başarılmış olanların yanısıra yapanların ellerine yüzlerine bulaştırdıkları bir sürü darbe teşebbüsü oldu. Bunlar dış desteğe veya dünya konjonktürüne yeterince uymadığı için mi darbeyi yapamadılar acaba?

27 Nisan müdahalesinin başaramamasını sadece Türkiye”deki yabancı yatırımlara mı veya NATO”nun müsaade etmemesine mi bağlayacağız? Daha gerilere gidelim, 27 Mayıs darbesinin önlenememesinin sebebi arkasında NATO veya dış güçlerin bulunması mıydı? Yoksa arkasında kim olursa olsun, uygun bir siyasal duruşla önceden önlenebilir miydi?

Geçmişin alternatif olarak nasıl gelişebileceği üzerinde durmak beyhude gelebilir, ama bazı sorumlulukları tespit etmek ve ibret açısından bu yola başvurmakta bir sakınca yok. Bu açıdan, darbelerin önlenemeyeceğini düşünmek siyasete inançsızlıktan başka bir kapıya çıkmaz. Tam da bundan dolayı 27 Nisan”da yeni bir darbenin başarılmasını önleyen, arkasında NATO veya dış bağlantıların olmaması değil tam da siyasetti. Siyaset uygun zamanlarda hukukun ve mantığın bile kendi bakış açısından çalışmasını sağlayabilen darbeye karşı durduğunda mantık da hukuk da normal mecrasına döner ve darbenin bütün ahlaksızlığını ve aczini bir anda bütün çıplaklığıyla yakalayıverir.

Bütün haksızlığı ve hukuksuzluğuyla bin yıl sürmenin hesaplarını yapan 28 Şubatçıların selefleriyle paylaştıkları başka bir zaafları daha vardı. İktidar sarhoşluğunun daralttığı vizyonlarıyla hem toplumuna hem tarihe hükmedebileceklerini düşünmeleri. Bu düşünceye kapılanlara tarih de, toplum da gereken cevabı çok acı verir. Önlem alınmadığı takdirde iktidara geleceğini öngördükleri düşmanları, belki de aldıkları önlemler sayesinde, öngördüklerinden beş-on yıl önce tek başlarına iktidara geldiler ve halen ülkeyi yönetmeye devam ediyorlar.

28 Şubat”ın yenilgisi bizzat kendi kehanetlerini kendilerinin doğrulamasıyla gerçekleşti. Geriye ibretle bakılacak, dersler çıkarılacak eşsiz bir tecrübe birikimi bıraktı. Bu tecrübenin toplamına baktığımızda gördüğümüz şey ise bütün iniş-çıkışlarıyla, cesareti ve cehaletiyle, şeref ve sefaletiyle, vakarıyla alçalmasıyla, dramıyla trajedisiyle sadece insandır.

Hülasa, 28 Şubat ise bu insanın başına gelen ne ilk ne son kötülüktür.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: