Prof. Dr. Yasin AKTAY

20 yıl sonra Srebrenitsa ve soykırım

II. Dünya Savaşı’nın en önemli sonuçlarından birisi bu savaşın öncesinde ve esnasında Yahudilere karşı işlenen soykırım suçunun bedelinin başta Almanlara olmak üzere bütün insanlığa ödetilmiş olmasıydı.

Dünyanın bir yerinde o ölçekte bir vahşet işlenmişse, dünyanın tamamının bundan sorumlu olduğu düşüncesi, doğrusu haksız bir düşünce değildi. Bugüne kadar Almanlar, babalarının veya dedelerinin işlemiş olduğu bu suçun tazminatını oğullar veya torunlar olarak maddi ve manevi ödemeye devam ediyorlar. Bu tazminat ve yüzleşme gereğinin altında yatan fikir insanlık tarihinde bir daha asla böyle olaylar yaşanmasın diyedir.

Ancak Almanya bir yandan ağır maddi tazminatlar öderken, dış politikasında İsrail’in bütün yaptıklarına seyirci kalmayı da bu hesaba saydırıyor. Buna karşılık soykırımlara, insanlık suçlarına karşılık gereken dersleri hala çıkarmamış olduğu açıkça görülüyor. Öyle olsaydı kendi halkından binlercesini Rabia meydanında vahşice katleden darbeci Mısır diktatörünü imzalayacağı 8 milyar dolarlık ticaret anlaşmasına tamah ederek evinde ağırlamazdı.

Dünyanın diğer kesimleri gün geçmiyor ki, filmler, konferanslar, sergiler ve sair yollarla, Yahudi soykırımıyla ilgili dramlarla bir duygusal bir paylaşıma davet edilmiyorlar. Bütün bu davetlere insanlığın icabet etmediğini söylemek nankörlük olur. Soykırıma katılan katılmayan bütün insanlar Yahudilere uygulanan soykırımı yargıladı, mahkum etti ve Yahudilerin istediği tazminatı ödemeye devam etti. Bu tazminat davalarının, bu filmlerin veya artık giderek bıktıran bütün bu hatırlatmaların, sağduyunun kabul ettiği en önemli mazereti, bu vahşet noktasına insanlığın bir daha düşmemesini sağlamaktı. Bu olaylar sürekli gündemde tutulacaktı ki insanlık bir daha bu hatalara düşmesin. Oysa bırakınız insanlığın bu hatalara düşmesini engellemesini, bu söylemler bir önceki vahşetin kurbanı olan bir kısım Yahudileri bu kez, başka bir vahşetin azılı faili olmaktan sakındırmıyor bile. O zaman bu Holocaust söylemlerinin insanlığa ne faydası olduğunu sormak gerekmez mi? Üstüne üstlük, kanun gücüyle ve bu felsefi derinliğe sahip görünümlü gerekçelerle soykırımın tarihsel gerçekliği bir çok ülkede tartışmaya bile kapatılmıştır.

İsrail’in Filistinlilere yaptığı, giderek Holocaust söylemlerinden beklenenin asla bu evrensel ilkenin ikamesi olmadığını yeterince gösteriyor. İsrail Holocaust söylemlerini açıkça bir geçim kaynağı haline getirmiş durumda. Fırsatını bulduğunda çok daha kötüsünü yapabileceğini kanıtlıyor her geçen gün.

Bu Holocaust söyleminin bir faydası olsaydı 20 yıl önce Boşnaklara karşı denenen soykırıma bir engel oluştururdu herhalde. Karadziç, Miloseviç ve onların komutasındaki çetnikler hiç mi Holocaust hikayesi dinlemediler, hiç mi Holywood filmi seyredip Hitler’e sövmediler? Halbuki, merhum Aliya İzzetbegoviç Boşnakların maruz kaldığı toplama kampları, tecrit ve soykırım denemelerini hiç beklemediğini söylerken bu Holocaust tecrübesiyle ilgili propagandaya güvenmiş olduğunu söylemişti. Safça “Yaşadığımız coğrafyadan, yani Avrupa’dan ve yaşadığımız çağdan, yani yirminci yüzyılın son on yılından dolayı böyle bir şeyin asla olabileceğine ihtimal veremiyorduk” diyordu.

20 yıl önce bugün, BM’nin güvenli bölge saydığı Srebrenitsa’da silahlı Sırpların peşlerine düştüğü Boşnakları, silahlarını toplayarak Sırplara teslim eden Hollandalılar Yahudi soykırımı söylemlerinden gereken insanlık derslerini almışlardı elbet. Ama onlar bu dersi sanki, bir daha asla bir Yahudi’nin kılına zarar vermeye göz yummayacakları şeklinde almışlardı. Sırp çetnikler “savaş suçlularını araştırıyoruz, Boşnakları sorgulayacağız” bahanesiyle şehir halkının kendilerine teslim edilmesini istediklerinde, bütün işaretler Sırpların onları katledeceğini gösterdiği halde, teslim etmekten geri durmadılar. Otobüslere doldurdukları Boşnaklar, olacakları bildiklerinden BM askerlerine kendilerini çentiklere teslim etmemeleri için yalvardıkları halde, ileride önceden gönderilenleri öldüren silah sesleri de duyulduğu halde, BM askerleri Boşnakları katliam alanına aktarmaya devam etti. Bir hafta içinde Srebrenitsa’da 8372 Boşnak BM gözetiminde hunharca katledildi. Cesetleri toplu mezarlara gömüldü.

Yıllarca kayıp bilinen bu cesetler toplu mezarların araştırılması sonucunda yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Her toplu mezar insanlığın sefaletine dair yeni bir utanç sayfası açtı. Mezarları kamufle etmek üzere zaman zaman yer değiştirmeler yapılmış. O yüzden cesetlerin bir kısmı birbirine karışmış; bir cesedin parçaları birkaç ayrı mezarda çıkabiliyor. Bunları bir araya getirmek, kime ait olduklarını tespit etmek, detaylı DNA incelemesiyle yapılan çok zahmetli uzun bir iş. Tespit edilenler her yılın 11 Temmuz ayında törenle toplu olarak toprağa veriliyor.

Bu törenler bir adalet çağrısı olarak yapılıyor. Hedeflenen intikam değil, adalettir. Asırlık soykırım iddialarının bir geçim kaynağı haline getirilmiş olduğu bir ortamda, dumanı tüten soykırımın acılarını hissetmeye bir davet.
Bir çoğunu 10 yıl önce aynen ifade sarf ettiğim yukarıdaki ifadelerden on yıl sonra, 20. yıl dönümü dolayısıyla Srebrenitsa’dayız.
Olaydan 20 yıl sonra dünya olup bitenin soykırım olduğunu ve acıyı paylaşmayı kabul etmeye biraz daha yaklaşmış durumda. Ama bu durum soykırım olayları, katliamlar, insanlık suçları yaşandığı esnada etkili ve önleyici bir duyarlılık oluşturmaya hala yetmiyor. Bugün Suriye, Mısır, Myanmar ve daha bir çok yerde yaşanmakta olan katliamlara, insanlık suçlarına karşı hala dünya ürkütücü bir kayıtsızlık içinde.

Hiç bir sorumluluk yüklemeyen yüz yıl öncesinin dosyalarını vicdan rahatlatmak için cömertçe açan devlet adamları, gözlerinin önünde cereyan ettiği için birinci derecede sorumluluk yükleyen katliamlara karşı korkunç bir aymazlık içinde.
Bu lakaytlığın gelecekte bugün işlenen suçlara ortaklık olarak okunacağını şimdiden görebiliriz.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: