Prof. Dr. Yasin AKTAY

1915″e dair yeni belgeler mi bulundu?

Soykırım iddialarının dünya gündemine son zamanlarda görece daha yoğun girişi neyin sonucudur? Bu konuda daha önce hiç bilinmeyen yeni belgeler ortaya çıktı da bunlar soykırım iddiası lehine görüşleri mi destekledi? Yoksa sözümona Ermeni diasporası yeni ve daha güçlü ifade-propaganda kanalları buldu da bu yönde ciddi bir başarı mı kaydetti?

Soykırım iddialarının önce ABD daha sonra da İsveç parlamentosunda tasarı olarak kabul edilmesinde ne birinci ne de ikinci ihtimalin geçerli olduğunu anlamamız gerekiyor. Bugün tarihi bilgilere eskisine nazaran daha yakın sayılmayız. 1915 olayları ile ilgili yeni bilgiler bulunmuş veya varolan bilgiler daha ikna edici bir biçimde dünya gündemine girmiş değil. Aslına bakarsanız parlamentoların bir tarihsel olayı değerlendirme konusunda yetkili olmadığına dair tarihsel bilinç eskisinden daha güçlü bile sayılabilir. Ayrıca Ermeni milliyetçileri belki eskisinden daha örgütlü olsa bile Türkiye”nin Ermenistan”la ilgili son zamanlarda atmaya çalıştığı adımlar karşısında bir hayli mevzi kaybetmiş bile sayılabilir.

Ermeni milliyetçiliği, tıpkı başka yerlerdeki milliyetçilikler gibi kendi varlık sebebi olan hasımlarıyla sorunlarının bitmesini istemez. Sorunların devamı kendi meşruiyetini veya psikolojik zeminini iyice bitirir. Türkiye”nin dış politikasında sekiz yıldır izlemekte olduğu sıfır sorun arayışından Ermenistan”la ilişkiler de nasibini almış ve bu da beklendiği üzere Ermeni milliyetçileri tarafından şiddetli bir muhalefetle karşılanmıştı, ama bu muhalefet aynı zamanda onları bir ölçüde yalnızlığa da itmişti. Dolayısıyla soykırım iddialarının Amerika ve İsveç parlamentolarındaki kabulleri ile Ermeni iddialarının yükselişi arasında bir illiyet bağı kurmak da mümkün değil.

Doğrusu bu bağın Türkiye”nin dış politikasındaki güçlenmeyle, etkinlik alanının genişlemesiyle ilişkilendirilmesi çok daha yerinde olur. Türkiye, son sekiz yıldır izlediği dış politika ait olduğu bütün jeo-politik veya tarihsel bölgelerin tamamında ilişkiyi yoğunlaştıran, alışverişi canlandıran, bu yolla barışın ve refahın paylaşımını getiren etkiler yaratmıştır. Arabuluculuk veya sorunların çözümünde inisiyatif alan yaklaşım ilk başta kendi kendine gelin güvey olma veya hiçbir getirisi olmayan bir fantezi gibi algılanıyordu belki, ama zamanla bunun ne kadar etkinlik ve saygınlık üreten bir rol olduğu fiilen kanıtlanmış oldu.

Bu rolün bu tarz bir etkinlikle ortaya çıkması esasen sosyolojik modellere çok da uygun düşüyor. Arabulucuların bir sosyal etkinlik ve itibar hissesi almadığı hiçbir sosyal ilişki biçimi yoktur. Kuşkusuz bu rolü oynayabilmek için Türkiye olmak önemli bir imkandır ama yeterli değildir. Cumhurbaşkanı, başbakan ve dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu”nun kişisel özellikleri ve yaklaşım tarzları böyle bir rolün münasip düşmesi ve sempati ile karşılanması açısından çok elverişli.

Arap halkları arasında son zamanlarda özellikle Davutoğlu şahsiyeti sorun çözme, arabuluculuk yapma yeteneği açısından fıkralara konu olacak kadar efsaneleşmiş durumda. O kadar ki, gündelik hayatta bile en içinden çıkılmaz sorunlar baş gösterdiğinde “bunu çözse çözse Davutoğlu çözer” veya imkânsızı anlatmak için “bunu Davutoğlu bile çözemez” deyimi Arap diline yerleşmiş durumda.

Sadece Arap ülkeleriyle değil, bütün Balkanlarda Türkiye özellikle Davutoğlu”nun yoğun, dostane yüzyüze temaslara dayanan tarzı ciddi bir diplomatik kazanım biriktirmiş durumda. Sırbistan”la bile üstelik Boşnakları küstürmeden, onlara da çok şey kazandıran ilişkiler tesis edilmiş durumda. Kısa süre içinde Sırp liderle 11 kez görüştüğü biliniyor. Bu görüşmelerin sorunların çözümünü aşıp yeni bir ilişki düzeyini örmüş olduğunu beklemek mümkün.

Bu ilişki tarzı ve düzeyi Ermenistan ile ilişkileri de belirlemek aradaki buzları eritmek üzereydi denilebilir. Sorunlar az değil tabii, ama aşılmaz da değil. Karabağ sorunu dolayısıyla Azereycan-Ermenistan ilişkileri bu sorunların çözümünün önündeki en önemli bariyerlerden birini oluşturuyor. Ancak bilhassa Davutoğlu”nun yönetimindeki dış politika tarzı bu sorunun üstesinden gelmekte hiç de zorlanmazdı.

Soykırım tasarısının kabulü bu açıdan Türkiye”nin sıfır sorun arayışına odaklanmış dış politikasının önünde bir sabotaj oluşturmaktan ayrı, Ermenistan ile arasındaki sorunların çözümüne de ciddi bir saldırı oluşturmuştur. Sorunun bu şekilde ısıtılarak önplana getirilmesi, Türkiye ile Ermenistan arasında iyiye doğru giden ilişkilerin bağlamı açısından münasebetsiz kaçmıştır ama bu münasebetsizliğin ancak kasıtlı olarak bu ilişkileri sabote etmekle anlamlandırılabileceği de açıktır.

Bu münasebetsizlik bu açıdan başarılı olmuş, Türkiye”nin kafasını ve ağzını karıştırmış, bundan sonrası için çözüm seçeneklerini aramayı zorlaştırmıştır. Başbakanın kaçak Ermenilerle ilgili beyanları, Türk Büyükelçilerin geri çağrılması, atalar kültüne hamasi müracaatlar vs. hep bu karışıklığın sonucu olmuştur.

Sabotajcılar başarılı olmuşsa da, bu başarıyı telafi etmenin bir yolu hiçbir zaman yok değildir. Yol öfkeyle kalkmamak, kalkılmışsa bu öfkeyi yenmek ve akıllıca oturmasını bilmekten geçiyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: