Prof. Dr. Yasin AKTAY

19 yıldır direndiğiniz şeyler de reformdu bayım

AK Parti tarafından bir süre önce hazırlıkları duyurulan yeni reform paketi giderek şekillenmeye ve gün yüzüne çıkmaya doğru hızla ilerledikçe merak da, daha açıklanmadan tartışmalar da hızlanıyor. Reform sözünü AK Parti’den duyduğu andan itibaren tepkisini 18-19 yıldır iktidarda olan bir partinin reform yapmak şimdi mi aklına geldi şeklinde ortaya koyan ana muhalefetin tam da bu tepkisi şimdiye kadar ayakta uyumuş olduğunun resmidir.

19 yıldır Türkiye’de neler neler oldu, bu olanlar Türkiye’yi resmen yeni baştan yapılandırdı, inşa etti. Devletin anlamı ve mahiyeti değişti, devlet milletin devleti haline geldi, oligarşik yapılar eski imtiyazlarını büyük ölçüde yitirdiler, sınıfsal geçişkenlik hızla arttı ve Türkiye’nin sosyolojik altyapısı büyük bir değişim geçirdi. Üstelik bütün bunlar olurken CHP bütün kadrolarıyla birlikte çok hırslı bir direniş sergiledi. Statükoyu korumak için sergilediği direnç unutulmaz manzaralar nakşetti milletin hafızasına. Toplamı bir tür sessiz devrime ulaşan bu değişimlerin her birine karşı hemen darbe kozuna sarılan bütün unsurlarla işbirliği yaptı. 27 Nisan’ı da, Gezi hadisesini de, 17-25 Aralık darbe teşebbüslerinde de CHP unutulmayacak yoğunlukta ve hırçınlıkta bir mesai harcadı.

Bütün bu yaptıklarını muhtemelen Türkiye’de kimse unutmadı ama kendisi “neden şimdiye kadar reform yapılmadı?” tepkisini verince bir tür “siyasi Alzheimer” ile mi karşı karşıyayız diye sorasımız geliyor. O yüzden uyandırırken, fazla sarsmadan hatırlatmak isteriz: 19 yıldır sergilediğiniz bütün o hırçın tavırlarınız, direnciniz, muhalefetiniz AK Parti’nin yaptığı reformlara karşı idi zaten. AK Parti 19 yıldır reform yapıyor ve CHP bu reformlara karşı direniyor. Bu, iki siyasi parti arasında neredeyse 19 yılın rutini haline gelmiş bir işbölümü gibi.

Gerçekten de reform, daha önce dediğimiz gibi AK Parti’nin bugün aklına gelmiş bir şey değil, bir tarz-ı siyaseti. AK Parti’nin reformcu kimliği onu inşa eden en önemli özelliğidir. Reform, Türkiye’de son derece dinamik bir yapıya sahip olan toplumun sürekli talep ettiği bir şeydir. Dinamizmin bir sonucu sürekli büyümek, büyüdükçe ihtiyaçların gelişmesi, değişmesi ve yenilenmesi mukadderdir. Bunlar için bir dönem yaptığınız yenilikler bir dönem sonra yetersiz kalmaya başlayabiliyor. Toplumsal talep ve ihtiyaçların sürekli takibi ve karşılığının verilmesi reformcu bir siyaset tarzını benimsemeyi gerektiriyor.

O yüzden, AK Parti için reform siyaseti bir defalığına ve bütün zamanlar için girişilmiş tek bir adım değildi. Bir tarz-ı siyaset idi. Bazen reform bir hükümetin bizzat kendi pratiği içinde ortaya çıkan sorunların doğurduğu bir ihtiyaç da olabilir. 19 yıllık süre bir hükümet pratiğinin bazı değişiklikleri, güncellemeleri yapmaları gerektiğini görebileceği bir süre. Önemli olan bu ihtiyacı görebilmek, kendi üzerine düşünebilmek, sistemin veya bizzat kendinin eksiğini görebilmek.

AK Parti bunu yapıyor şimdi. Tekrar ve tekrar yapıyor. Belki bir süredir meşgul edildiği darbe teşebbüsleri dolayısıyla farklı bir izlenim vermiş olabilir, ama AK Parti’nin genetiğinde bu reformcu istidadı yazılıdır. Oradan dönemez, döndüğünde kaybedeceğini bilir çünkü.

Reformun en önemli hedefi adalettir. Bundan önce yapılan bütün reformların da AK Parti’nin bütün siyasi programının da nihai hedefi adaletin teminidir. Sadece reformun önemli bir ayağının yargı reformu olması dolayısıyla değil, esasen yargı kısmı adaletin sadece bir kısmı ve tabii ki önemli bir kısmı.

AK Parti’nin isminde adalet tercihi sadece slogan olsun diye seçilmiş bir laf değildir. Adalet, AK Parti’nin hem hedefi hem kimliğidir aynı zamanda. O kadar ki, parti kimliğinin “kalkınma” kısmı bile yine adaletin daha güçlü bir biçimde gerçekleşmesine hizmet etmek üzere tasarlanmıştır. Zira Kalkınma sosyal adaleti temin etmenin en önemli yoludur.

Türkiye’nin 19 yıldır kat ettiği kalkınma seviyesi güçlü, kentli, orta sınıf bir vatandaş profili ortaya çıkarmıştır. 210’u bulan üniversite sayısıyla kısa sürede hızla katlanarak artan eğitim seviyesi ile yüzde 80’in üstüne çıkan kentli nüfus bu kalkınmanın en önemli rakamsal ifadeleridir.

Sosyolojik olarak ortaya çıkan bu güçlü vatandaş profili, devletin oligarşik yapısına karşılık milleti devletine katılımcı-ortak kılan sessiz devrimin sonucudur. Türkiye’nin en ücra köşesindeki insanlarla, büyük şehirlerin merkezindeki insanların aldıkları sağlık, eğitim, ulaşım ve altyapı hizmetlerinin birbirine olabildiğince yaklaştığı bir eşitlenmenin göstergeleri mevcuttur. Sosyal hizmet politikalarıyla dezavantajlı gruplara geçmiş dönemde hayal edilemeyecek düzeyde ve sessiz sedasız sunulan hizmet ve politikalar da bu adalet iddiasının ve hassasiyetinin bir sonucudur.

Kalkınma belki başka toplumsal gelişme modellerinde adaleti daha da zedeleyen sonuçlar doğurabiliyor, doğurmuştur da. Ancak Türkiye’de kalkınma politikalarının bilhassa adaleti zedelemeyecek, toplumsal adaleti temin edecek uyumlulukta olması Türkiye modelinin temel bileşenlerinden birisidir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: