Prof. Dr. Yasin AKTAY

17 Aralık sürecini postmodernizm de kurtaramaz

Geçtiğimiz yıl bugünlerde, bin yıl süreceği söylenen Allah”ın bir gününün, 28 Şubat”ın, 10 yıl bile sürememiş olmasının ibretlerini konuşuyorduk. Zaten o nasıl bir had bilmezliğin istiğnası idi ki, daha kendi kurduğu tuzakların başına dolandığının bile farkında olamıyordu. Belki bizzat 28 Şubatçıların yaptıklarıydı ki, kendi kurdukları düzenin çöküşünü daha da hızlandırmıştı.

Bugün ise, yine sadece bir yıl sonra 28 Şubat ruhunun hiç bir zaman ölmeyecek bir kötülük iradesi olarak her an yeniden nüksedebileceğini yeniden fark ediyoruz. Belki 28 Şubat”ın on yıl bile sürememiş olması, o sürecin aktörlerinin müstekbir tavırlarından dolayı şaşırtıcı gelmiyordu, ancak bir gerçek daha var ki, 28 Şubat”ı organize eden fitne ve kötülük iradesi gerçekten de Allah”ın bir gününe özgü olamazdı. Salt askeri vesayetin ürettiği bir organizasyon olarak düşünüldüğünde, bugün askeri kurumların demokratik meşruiyet sınırlarına doğru çekilmiş olmalarından dolayı 28 Şubat”ın da tüm sonuçlarıyla birlikte tamamen bitmiş olduğu söylenebilir.

Oysa 28 Şubat kötülüğünü harekete geçirmiş olan vesayetçi kafa ve irade salt askerlerin bir inisiyatifine indirgenemeyecek kadar geniş çaplı bir yapıydı. Geçtiğimiz yıl 28 Şubat”ın yargılanmasına başlanmış olmasının da rüzgarıyla her türlü vesayet iradesinin tarihe gömülmüş olduğu hissine biraz erken kapılmış olduğumuzu kabul etmemiz gerekiyor. Daha bizzat davada bile doğru dürüst mesafe kat edilmedi.

Olayın bütün sorumluluğu Batı Çalışma Grubuna ve grubun faaliyetlerine yüklendi. Sürecin tek sorumlusu olarak askerler gösterildi, ama onlar bile dava kapsamında bir süre tutuklu kaldıktan sonra hepsi tutuksuz yargılanmak üzere salıverildi. Gelinen durumda her türden milyonlarca mağduru olan, teorik olarak en az onbinlerce faili olan Türkiye tarihinin utanç verici bir suç zinciri tam bir sulandırmayla koparılmış bulunuyor.

Halbuki, 28 Şubat davasının da başlamış olmasıyla birlikte demokrasi adına, vesayet rejiminin bitirilmesi adına nasıl bir hava esmişti ülkede. Daha da kimse bu tür bir cürme asla cesaret edemeyecekti. Oysa 28 Şubat”ı harekete geçirmiş olan şeytani kötülük bambaşka kılıklar içinde karşımıza çıkabilirdi. Bunu göz ardı edemezdik. Nitekim Gezi hadisesi de 17 Aralık hadisesi de darbenin başka bir kılık içinde teşebbüsünden başka bir şey değil. Her iki sürece yakından bir bakın. Bu iki süreçte de bir araya gelmiş olan ittifakta yer alan uluslar ve uluslararası aktörler 28 Şubat”takinin bir-iki eksiği bir-iki fazlasıyla aynısı. Kullanılan yöntem de, mantık da aynı.

28 Şubat”ın postmodern olarak nitelenmesinin bir sebebi darbenin olmuyormuş gibi gözükerek olması, gerçeklik algısının tahrif ve tahrip edilerek, demokrasi illüzyonu içinde darbenin kotarılmış olmasıydı. O darbenin adı postmodern olsa da aslında fena halde satışa getirilmiş “dostluk” boyutu da eksik değildi. Aynı “dost” kişiler, veya camia o darbede de gerçeklik algısının çarpıtılmasında üzerine düşen rolü oynamıştı.

Fethullah Gülen”in ağzından Refahyol hükümetine karşı “beceremediniz, gidin artık” resti o gün de aynı şekilde bugün müttefik olunan medyanın sürmanşetinden verilmişti. Zaman Gazetesi”nin kurulan darbe hükümetini “hayırlı olsun” diyerek kutladığı manşetini bugünlerde herkes hatırlıyor ve görüyordur. Yani 28 Şubat”ın da bir “dostmodern” boyutu eksik değildi, bugünün darbe teşebbüsünün de postmodern boyutunun eksik olmadığı gibi.

17 Aralık darbe teşebbüsünün en büyük dayanağı müthiş bir sosyal veya konvansiyonel medya kampanyasının üstüne bir de yüksek muhaberat teknolojilerini ekleyerek gerçeklik algısında yapmayı hedeflediği büyük tahribat.

Uluslararası kamuoyunda belli çevrelere Türkiye”nin bir diktatör(lük) tarafından yönetiliyor olduğu algısını dikte etmeyi başarmış görünüyorlar. Nasıl olsa kimse onlara bu kadar ağır bir diktatörlük varsa nasıl bu kadar kolay konuşabiliyor olduklarını, muhaliflerin iktidardan veya diktatörden sesinin nasıl daha fazla çıkabiliyor olduğunu sormuyor. Zaten postmodern algı yönetiminin ne fazla güvendiği şey, kamuoyunun yüzeyselliğidir. Postmodern algı yönetimi kamuyu aptal yerine koyar ve ilk algı saldırısında insanların duyduklarına yakalandıkları ve teslim olduklarını varsayar.

28 Şubat”ı harekete geçiren kötülük iradesi kalıcıdır, bir Allah”ın günü ortaya çıkıp sonra yok olup gitmez elbet. Ama bugün yine aynı ittifaklarla ortaya çıkan bu kötülük 1997″deki 28 Şubat günlerindekinden farklı olarak bir teşebbüs düzeyinde kalmış, o düzeyde enselenmiştir. Bu saatten sonra gerçekliği istedikleri kadar tahrif etmeye, istedikleri kadar kirli operasyona tevessül etsinler, karşılarında bu sefer varlığıyla, yaptıklarıyla tahrif edilemeyecek bir Recep Tayyip Erdoğan gerçeği, bir AK Parti gerçeği var.

Bu gerçekliğe dokunanı, bu gerçekliği tahrif etmeye kalkanı hiç bir postmodern taktik kurtarmaz.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: