Prof. Dr. Yasin AKTAY

17 Aralık süreci de biter

Başbakan Erdoğan”ın 17 Aralık operasyonunun arkasından yaşananlara dair, Dolmabahçe”de bir grup gazeteci, köşe yazarı ve sivil toplum kuruluş temsilcisiyle bilgilendirme amacıyla yaptığı toplantıda konuşulanlarla ilgili detaylar dün gazetelerde yer aldı. Hükümetin on bakanının da hazır bulunması toplantıya verilen önemi gösteriyordu. 17 Aralık”tan beri yaşananlar, esasen toplumda meselenin basitçe bir yolsuzluk operasyonundan ibaret olmadığı izlenimini yeterince yaratmış bulunuyordu.

Başbakan”ın”17 Aralık süreci” olarak nitelediği olayları bir darbe teşebbüsü olduğuna, aslında, yolsuzluk boyutu üzerinde duranların bile çok az kuşkusu var. Buna rağmen yolsuzluk boyutu üzerinde duranların bir kısmı gerçekten yolsuzluk ihtimalinin kolay geçiştirilemeyeceğini düşünürken bir kısmı ise bu vesileyle hükümet devrilecekse, devirenin niyeti, yöntemi ve üslubunu hiç de önemli görmeyecek noktada.

Her halükarda süreç içinde yaşananlara karşı baştan itibaren Başbakan”ın ortaya koyduğu hamleler var ve bunlar hiç kuşkusuz operasyonu yürütenlerin hamlelerine karşılık vermeye çalışıyor. 17 Aralık, bahanesi ve gerekçeleri hukuk da olsa özünde siyasi bir hamledir ve bunun karşılığını salt hukuk zemininde kalarak vermek bile bile pusuya teslim olmak anlamına gelir. O yüzden, önce hukuk alanında kalmakta ısrar eden hamleyi siyaset alanına çekmekte Başbakan”ın çok isabetli bir adım atmış olduğunu kaydetmek gerekiyor.

Buna rağmen 17 Aralık hamlesinin sarıldığı hukuk zemini de tamamen boş verilmiş değildir. O yüzden Başbakan, 4 saat süren toplantıdaki konuşmalarının bir yerinde bu olay vesilesiyle gündeme getirilen”yolsuzluk iddiasını her şeye rağmen ciddiye almış ve gereğini yerine getirmiş”olduğunu söyledi.

Bunun gereği, doğal mecrasına çekilmiş hukuk sürecine davaların terk edilmesidir. Nitekim Başbakan, halen hem 17 Aralık operasyonu hem de ardından sansasyonel uygulamasının durdurulduğu 2. operasyonun yargıyla ilgili kısmının kendi mecrasında ilerlediğine dikkat çekti.

Başbakan Erdoğan 17 Aralık operasyonunu camia denilen yapıdan biliyor, bu artık net. Esasen camianın bütün aktörlerinin olup bitenlere fanatik bir heyecanla sahipleniyor olması da başka türlü düşünmesini beklemeyi imkansız kılıyor. Ancak 17 Aralık gününe kadar Başbakan camia denilen yapıdan bu çapta, sadece şahsına ve partisine değil, bütün ülkeye, ülkenin istikbaline hatta bizzat cemaatin kendisine de büyük zarar verecek böyle akıl dışı bir hamle beklemediği anlaşılıyor.

Bu hamlenin gerçekten hesaplanarak yapılmış olduğunu varsaydığınızda bunun nasıl bir hesap olduğunu düşüne düşüne işin içinden çıkmak imkansız. Zira neticesi Cemaat için bir tür intihar saldırısı gibi olan bu saldırıdan hiç kimsenin kazançlı çıkmayacağı anlaşılıyor.

Peki böyle bir saldırıya Cemaati ikna eden nasıl bir istikbal tasavvuru olmuş olabilir? Bu hamlenin, Allah”ın izniyle, daha önceki darbe teşebbüsleri gibi savuşturulacağına Başbakan”ın kuşkusu yok. 17 Aralık Süreci de biter, hasar tespiti yapıldıktan sonra, inşallah kalınan noktadan yola devam da edilir.

Başbakan Erdoğan, bu hamlenin sorumluluğunu yüklediği camiaya karşı alacağı tedbir cümlesinden 28 Şubat”takine benzer yeni bir tasfiye işlemine girişip girişmeyeceği yönündeki soruya karşı tavrını çok net ortaya koyuyor:

“Asla hukuksuz bir sürek avına veya tasfiyeye girişilmeyecek. Ancak yapılanma içinde rol almış, hukuksuz bir biçimde şantaj için izlemeler yapmış ve bunları kötü niyetle kullandığı tespit edilmiş, imtihanlarda az puan alanı çok puan alanın önüne geçirip işe alınmasını sağladığı tespit edenlerle de yola devam etmek bu vatana ziyan olur. Bu konuda, hiç kimse suçu hoş görmemizi beklememeli. Esasen biz AK Parti olarak 76 milyon için güç biriktirip ülkenin insanını bütün dünyada güçlü kılmaya çalışırken, birileri sadece kendi dar grupları için güç devşirip bunu başkalarının aleyhine kullanma noktasına gelmişse, onu da hoş göremeyiz.”

Başbakan Erdoğan zaman zaman güçlü bir”din dili” kullanıyor, bunu eleştirenlere karşılık karşısındakilerin de kendisini din dilini suiistimal ederek karalamaya çalıştığını hatırlatıyor. Buna mukabil söylediği şu cümleler cemaatle olan ihtilafın dinsel özünü de aslında kendi açısından ortaya koyuyor:

“Biz insanız. Yaptığımız icraatlarla, görüşlerimizle zaman zaman hatalar da yaparız, eleştirirsiniz. Eleştirilerinizi alır ve düzeltir, yolumuza böyle devam ederiz. Ancak birilerinin yaptıkları her şeyde bir hikmet var gözüyle bakılıyorsa, eleştirilemez ama bunun vebalini hatırlatmak isterim. Biz Rabbimiz”e mi kul olacağız, kula mı? Bu konuda bir karar vermemiz lazım.”

Gezi hadiselerinin paralelinde Başbakan”ı sürekli diktatör, eleştiriye tahammülü olmayan bir kişilik olarak resmeden camianın yazarlarına Hocaefendi”nin eleştiriye ne kadar açık olduğu konusunda yüzleşmeye bir davet gibiydi bu sözler.

Kuşkusuz “Başbakan bir siyasetçi, Hocaefendi ise bir dini cemaat lideri” denilerek itiraz edilebilir buna. Ama futboldaki şike olayından, Mavi Marmara”ya, siyaseten ekonomiye, Türkiye”nin gündemindeki her konuda artık günübirlik mesajlarıyla müdahil olan Hocaefendi”nin söz ve eylemlerinin dini bir kisve ile tartışmadan uzak tutulması, istense de mümkün değil. Bunda ısrar edilip söylemlerine bir kutsiyet atfedilmesi sadece haksız rekabet avantajı sağlar ki, bu saatten sonra bu haksızlık da yapılamayacaktır. Çünkü Hocaefendi artık bir siyasetçi olarak her türlü tartışmaya, eleştiriye açık hale gelmiştir.

Dolmabahçe”de daha bir çok konu konuşuldu, ama benim, kendi yorumlarımla birlikte altını çizebileceğim noktalar, bu yazının sınırlarında bunlar.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: