Prof. Dr. Yasin AKTAY

17 Aralık darbesi ve talimat gibi beddua

Ne kadar farklı bir türüyle karşı karşıya olsak da 17 Aralık darbe teşebbüsünün geçmiş darbe deneyimlerinden tamamen kopuk olduğunu söylemek mümkün değil. Bir savcının sorumlu olduğu başsavcısından büyük bir gizlilik içinde ama içeriğini kendine bağlı sosyal veya konvansiyonel medya birlikleriyle paylaşarak ve fiili durumlar yaratarak başlattığı soruşturma 17 Aralık darbe teşebbüsünün özgün yanı. Ancak teşebbüsün diğer aşamalarında 28 Şubat”tan “kes-yapıştır” taktiklerle devam ediliyor.

“Rahatsız milletvekilleri” psikolojik savaşın neferleri gibi birer bire istifa ediyor veya ettiriliyor. Tıpkı 28 Şubat”taki gibi isteyerek veya şantajla, baskıyla vekiller istifa ettiriliyor. Bu yolla AK Parti”nin dökülmeye başladığı izlenimi verilerek moraller bozulmaya çalışılıyor. Oysa her milletvekili istifası yürütülmekte olan yargı operasyonunun bir darbe teşebbüsü olduğu izlenimini daha da artırıyor, çünkü bu toplum filmin tamamını değilse bile en azından bu kısmını defalarca görmüştür -duygusal hafızasına kazınacak kadar.

Filmin tekrar izlenen sahnelerinden birisi de HSYK”nın durumlardan vazifeler çıkarmaya ve bildiri yayımlamaya başlaması. Yayınlanan bu bildirilerden etkilenen ilgili mahkemelerin alelacele ve hükümete karşı kararlar alması. Kabul edelim ki, daha önce izlediğimiz darbe filmlerinde bir savcının adliye önünde soruşturma yapması engelleniyor diye yoldan geçenlere bildiri dağıtması yoktu.

Bugün iktidarın açmış olduğu bunca yola, vermiş olduğu bunca cesarete rağmen ülkede yaşanmış 17 bin faili meçhulün soruşturulmasına dair kılını kıpırdatmamış olan bu savcıların birden bire depreşen adalet aşkı göz yaşartıcı bir durum.

Savcının kendi başına soruşturma yetkisi yok, yapacağı soruşturmayı başsavcı adına veya onun talimatı izni ve denetimi altında yapması gerekiyor. Kitap öyle diyor. Ama bizim adalet aşkıyla yanıp tutuşmuş olan savcımız başsavcıdan gizli kapaklı, belli bir grubun hedefi olduğu aylardır belli olan hükümete karşı cansiparane bir gayretkeşlikle, bir rakip, bir hasım gibi harekete geçiyor.

Bu tutumun kendisi zaten adil bir soruşturma yürütemeyeceğinin yeterli göstergesi. Başka hiç bir yere bakmak gerekmiyor. Tabiatıyla başsavcı savcının bir intikam veya bir savaş mantığıyla yürüttüğü bir soruşturmaya geçit vermiyor. O geçidi vermiyor ama bizim adalet kahramanı savcımız bir anda intihar eylemcisi gibi bütün yargı kariyerini meydanda patlatıveriyor. Artık kim bunu nasıl anlarsa…

Alışıldık darbe filminin alışılmadık sahnelerinden birisi olarak kayda geçiyor bu da. Ama doğrusu şapka çıkarılası bir sahnedir bu, alabildiğine özgün. Bütün başarısını yaratabildiği fiili duruma borçlu. Bu fiili durumun kendisi yolsuzluğun, ahlaksızlığın, yalancılığın, rüşvetçiliğin, tecavüzün dik alası. Çünkü bu şekilde seçilmiş bir hükümete karşı yıkıcı bir darbeyi vurarak yıkmayı hedefliyor.

Tabii ki 17 Aralık darbe teşebbüsünün bir de uluslararası ayağı veya söylemi de var. Bu söylemleri hiç sıkılmadan AK Parti ve Türkiye aleyhine dillendirenler de var.

Cemaat medyası bir yandan bu operasyonun bir rüşvet ve yolsuzluk operasyonundan ibaret olduğunu anlatıyor, ama ne yapsalar Başbakan Erdoğan”a karşı olan hınçlarını ve nefretlerini gizleyemiyorlar. Bu nefretin sebebinin dershaneler olduğunun da koca bir yalan olduğu bu esnada ayan beyan ortaya çıkıyor.

Cemaate bağlı top sakal birliği ve diğer destek kıtaları bütün bu operasyonların arka planında Türkiye”nin dış politikasının olduğunu açık seçik ifade ediyorlar. Türkiye”nin AB”yle olan ilişkilerinin tasasına düşmüş olan bu öncü ve destek birlikleri, asıl İsrail”le ilişkilerin bozukluğunu, İran”la yakınlaşma, bu arada Türkiye”nin kendi başına buyruk dış politikasını bir sorun olarak ifade etmekten geri durmuyor.

Türkiye”nin bağımsız dış politika izleme yönünde sergilediği özgüvenden açıkça rahatsızlık duyuyorlar. Operasyonda 2. dalgada İstanbul”a 3. köprüyü, 3. havaalanını ve Kanal İstanbul”u yapacak iş çevrelerinin hedef alınacağı anlaşılıyor.

Gezi kalkışmasının da hedefinde olan, Türkiye”nin özgüveninin, açılımının, kendi ayakları üzerinde duruşunun, 2023 hedeflerine koşmasının temel şartları olacak olan bu projelerin itibarsızlaştırıcı böylesi bir operasyona hedef kılınması ne anlama geliyor?

Dershane tartışmasından Türkiye”ye karşı uluslararası bir saldırının taşeronluğuna nasıl uzandık? Bu baş döndürücü yolculuğu anlamlandırmak, hazmetmek o kadar kolay olmasa gerek. O yüzden herkesin zihninde ve kalbinde gerçek bir travmanın etkileri var. Müslümanların canlarını ve mukaddesatını çiğnemeyi mutat hale getirmiş İsrail”e, emperyalist katillere, 28 Şubatçılara bir kem sözünü duymadığımız Hocaefendi”nin bir anda beddua performansına yönelmesinin anlamı ne? Belli ki, “Hırsızlarla uğraşmak yerine onları yakalayanlarla uğraşanlar” diyerek bedduasına hedef kıldığı insanların daha mahkemesi başlamadan hırsız olduklarına karar vermiş. Peki, nasıl, hangi bilgiyle karar vermiş?

Böyle bir beddua performansının tam da hedefin kim olduğuna dair mesajı çok iyi anlamış olan yargı mensuplarına bir talimat anlamına geldiğini, anlamayan var mı?

Daha ötesini söyleyelim: Evlerine ateş düşmesi, birliklerinin bozulması, bir şey olamamaları, önlerinin kesilmesi, salt beddua değil, bir savaş stratejisi. Muhatabı, zalimlere asla yardım etmeyecek olan rahmet ve merhamet sahibi Allah değil, talimatı yerine getirecek bağlı birlikler.

Bu talimatla atılan adımlar bir çoğunun evine ateş düşürecek, şantajla veya baskıyla istifa ettirileceklerle ve diğer etkilerle birlik bozulacak, ileriye dönük bütün siyasi kariyer planları bozulacak, meşru demokratik yollarla yapılamayan yapılmış olacak ve önleri bu yolla kesilmiş olacak. Talimatlar başarıyla yerine getirildiğinde beddua tutmuş olacak, hoca da keramet göstermiş olacak. Tutmasa, zaten bedduaydı diye geçiştirilecek.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: