Prof. Dr. Yasin AKTAY

15 gün bekletme hakkı ve “keyfiliğin iktidarı”

Cumhurbaşkanı kendisinden bekleneni yaptı. Yasal olarak sahip olduğu 15 günlük inceleme süresini, “15 gün bekletme hakkı” olarak aldı ve bu hakkını son gününe kadar kullandı.

Aslında 15 günlük süre kendisine muhtemel durumlarda, gerekli inceleme için tanınan bir süredir. Herkes biliyor ki, Cumhurbaşkanının bu yönde bir takdirde bulunabilmek için 15 güne ihtiyacı yoktu. Kuvvetle muhtemeldir ki, başından beri vermiş olduğu bu kararı ilan etmek için 15 gün beklemeyi bir hak olarak gördü ve bu hakkını da son gününe kadar kullandı. Bu süreyi kullanmanın hükümetin işlerini kolaylaştırmayacağını, zora sokacağını çok iyi biliyor.

Sayın Sezer”in görev süresi boyunca hükümetle olan bütün ilişkilerini tek başına bir muhalefet partisi gibi götürdüğü herkesin gördüğü ve artık kanıksamış olduğu bir durum.

Hükümetten gelen herhangi bir yasayı veto etmek için o yasada herhangi bir yasal kusur olmasına gerek görmedi. O yasaya neredeyse CHP”nin bir şekilde karşı çıkmış olmasını yeterli gördü. Bundan sonrası minareye kılıf uydurmaya kalmıştır.

Hukukun tamamen istenilen istikamette eğilip bükülebildiği, her türlü aşırı yoruma imkân veren bir “hiç” mesabesine indirilmesini açıkça “yol” haline getirmekten çekinmeyen Cumhurbaşkanının hukuk kökenli olması olayın adalet duygusuna en derin darbeyi indiren ayrı bir boyutunu oluşturmuştur.

Hukuk kökenli Cumhurbaşkanının Türkiye”deki hukuk sistemine en önemli katkısı “keyfiliğin iktidarı” olarak kaydedilmiştir.

Hukukta keyfilik, kuralların adamına göre ve bir kereliğine “ad hoc” uygulandığı bir durumdur. Batılı sosyologlar, örneğin Max Weber, Osmanlı hukukuna bir tür “keyfilikle nitelenen kadı-adaleti tipolojisinin” hakim olduğunu söylerken genellikle bu bakış açıları dolayısıyla oryantalist olmakla suçlanır. Osmanlı”da gerçekten batılı sosyologların eleştirdiği türden bir “keyfîlik” var mıydı ayrı bir tartışma konusu, ama bugün hukukun maruz kaldığı keyfilik acı bir gerçeğimizdir.

Hukuk, YÖK, silahlı güç, Cumhurbaşkanlığı, eline geçenin bütün imkân, hak ve yetkileriyle sonuna kadar kullanabildiği mülkler olarak algılanıyor.

Bir tek siyasi iradenin, milli iradenin kullanılma sırasında bu yetki sorgulanıyor. “Milli irade her şey değil” deniliyor. Milli iradenin zaten hiçbir esamisinin olamadığı bir yerde onun her şey olma iddiasına karşı çıkmak ne kadar tuhaf!

Cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle ilgili son Anayasa paketindeki düzenlemeyle ilgili Cumhurbaşkanının veto gerekçesini hatırlayın. Gücünü halktan alan bir cumhurbaşkanı siyaseten de çok fazla iktidar sahibi olacağı için halkın egemenliğinin zedeleneceğinden dem vuruluyor.

Fesuphanallah!.. Meseleyi bilmeyip de yeni duyan ne zannedecek şimdi? Şimdiki Cumhurbaşkanlığı yetkilerinin veya mevcut cumhurbaşkanının yetki kullanımında ne kadar mütevazı olduğunu mu? Gücünü halktan aldığı için hükümetlerin de neredeyse diktatörlük tesis etmiş olduklarını mı? Ne zannedecek?

Yoksa mevcut haliyle sahip olduğu yetkileri, aslında az mı buluyor Sayın Cumhurbaşkanı? Allah beterinden muhafaza etsin, gerçekten de halk seçtiği taktirde işbaşına gelecek bir cumhurbaşkanı bundan da mı kötü olacak?

Yasal süresini kullanmakta olan bir meclisin kararlarının meşruiyetini tartışan cumhurbaşkanı, Anayasa”nın muğlâk metni dolayısıyla çok daha fazla tartışmalı olan uzatmalı görev süresinde Türkiye”nin mukadderatını tayin edecek kararlara imza atmaktan çekinmiyor.

Halk tarafından seçilmemiş olan Sayın Sezer yaptığı hangi atamayı, vetoyu veya herhangi bir icraatını halka anlatıp halkın makul bir kesiminin onayını alabilir acaba?

Kuşkusuz halka hesap vermek zorunda olan bir siyasi merci asla bu kadar sınırsız-sorumsuz ve keyfi bir yetki kullanımına cesaret edemez. Sözü edilen korkular da halkı aptal enayi yerine koyan saçma sapan korkulardır.

Hiç kimse şüphe etmesin. Halk tarafından seçilecek bir cumhurbaşkanı asla bugünkü kadar keyfi bir iktidara sahip olamayacaktır. Eninde sonunda halkın hakemliğine gidecek olmak, hesap vereceğini bilmek gücü biraz daha mütevazılaştırır. Cumhurbaşkanı halka gitmeye karşı yapabileceği maksimum muhalefeti yapmıştır. Şu an için paketi referanduma götürmek ve hemen akabinde iptali yönünde Anayasa Mahkemesine müracaat etmek bu muhalefetin en ileri noktasıydı. Bundan sonrası Mahkemeye takılmazsa halka kalmıştır. Hayırlı olsun.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: