Prof. Dr. Yasin AKTAY

100. yılında İmam-Hatip Liseleri

Görüş mesafesini bir hayli düşürecek şekilde yayılan dershane tartışmasının kaldırdığı toz bulutu arasında geçtiğimiz hafta sonunda İmam-Hatip Liselerinin bütün boyutlarıyla ele alındığı uluslar arası bir sempozyum düzenlendi.

Sempozyumun düzenlenme vesilesi okulların ilk açılışının 100. yılını idrak ediyor oluşumuz. İlk İmam-Hatip okulları bundan tam 100. yıl önce yani daha Osmanlı Devleti yıkılmadan önce açılmış.

İki gün boyunca devam eden sempozyum İmam-Hatipleri tabiri caizse dava haline getirmiş sivil toplum kuruluşlarımızdan Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, İlim Yayma Vakfı, Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) ve İmam Hatip Mezunları ve Mensupları Derneği (ÖNDER) ile Değerler Eğitim Merkezi”nin işbirliğiyle Yıldız Teknik Üniversitesi”nin Davutpaşa Kampüsü”nde gerçekleşti.

Kendine özgü bir eğitim tecrübesi olarak İmam-Hatip okullarının bu yüzyıllık sürecin çok farklı aşamalarında çok farklı bağlamlarla ülkenin gündeminde yer almış oldukları muhakkak. Osmanlı”nın son aşamalarında bu okulların kurulmasına duyulan ihtiyaç ile yine bu okulların Tevhid-i Tedrisat kanunuyla birlikte aldıkları şekil, hele bundan sadece 6 yıl sonra kapanması, sonra tekrar 1949 yılında bizzat onları kapatan CHP eliyle yeniden açılmasına karar verilmesi ilh. Bütün bu aşamaların her birisi Türkiye”de İmam-Hatip okullarının hiçbir zaman siyasetten tamamen uzak bir kalamamış olduklarını yeterince gösteriyor.

Onları kapatan irade neden kapatmak istedi? Onları tekrar açmaya karar veren CHP kırklı yılların sonlarında bu karardan ne umdu? Bu kararla açılan İmam-Hatipler CHP”nin beklentilerini belli ki karşılayamadı ki, ondan sonraki bütün dönemlerde bu okullara karşı en kuşkulu, hatta tehditkar siyaset CHP”den geldi.

CHP”nin 1930 yılında İmam-Hatipleri “öğrencisi yok” bahanesine sığınarak kapatması, Türkiye”de genel olarak din eğitimiyle ilgili programının aslında tutarlı bir adımından ibaretti. Bu programda din eğitimine de, aslında dine de bir yer yoktu. CHP”nin bu programında devletin Aleviliğe karşı Sünniliği tercih etmiş olduğuna dair en ufak bir işaret de yoktu.

Aksine Türkiye için öngörülen din politikası pozitivist bir çerçevede dinin tamamen yok olacağı beklentisine uygundu.

Yani CHP”nin kurguladığı devletin din politikasının bir din tercihi var idiyse bu, tamamen Fransız Sosyolog Emile Durkheim”ın işlevselciliğiyle tutarlı bir biçimde uydurma olduğuna inanılsa da inşa edilen toplum için fonksiyonel olacak bir din idi. Bu arzu doğrultusunda İslam”dan bir Protestanlık çıkarılmaya çalışıldı, Ezan Türkçeleştirildi, Mushaf yazısı latinize edildi. Bu kadar düzenleme için öngörülen gelecek ne olabilirdi? Bu politikaların Sünni olduğu ne kadar söylenebilir? Bu politikalarda İslami olan bir şey yok ki, Sünni olsundu.

Buna mukabil çok partili hayata geçildiği andan itibaren bu politikaların halka onaylatılma ihtiyacı ilk defa doğmuş oldu ve bu saatten itibaren bu politikaların sürdürülemezliği fark edilmiş oldu. O yüzden CHP”nin 7. Kurultayı din politikaları dolayısıyla halkla mesafenin nasıl açılmış olduğuyla ilgili bir dizi tartışmanın yaşandığı bir yüzleşmeye dönüştü. Bu kurultaydan çıkan en önemli sonuç İHL ve ilahiyat Fakültelerinin tekrar açılması ihtiyacının görülmüş olmasıdır.

Buna rağmen İHL”ler ve İlahiyat Fakültelerinin bu sonuçlara binaen 1949 yılında ancak sınırlı sayıda ve”aydın din adamı yetiştirmek” şartına bağlanarak kurulmasından sonra işin gerisi halka kalmış olacaktı. Çünkü demokrasi süreci işledikçe halkın taleplerinin İHL”lerin sayısına da şekline de etki etmesinden kaçınılması imkansız olacaktı. O yüzden CHP”nin, İHL”lerin ve İlahiyat Fakültelerinin açılmasından her ne umduysa bu umduğunu bulamamış olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ancak bu okulların sayısına ve şekline karar vermekte etkili olan halkın istedikleri tam olarak bu okullara yansıdı mı? Herşey halkın istediği gibi mi oldu?

Hiç kuşkusuz bunu söylemek de mümkün değil. Ne CHP”nin yönettiği devlet İHL”lerden umduğunu buldu ne de halk İHL”leri tam olarak istediği gibi, devletin müdahalelerinden tamamen bağımsız bir biçimde onları şekillendirebildi.

Zaten işin doğası gereği böyle olması mümkün olamazdı. Neticede bugün İHL”lerin mevcut şeklinin bir tür uzlaşmanın sonucu olduğunu söylemek daha doğru olur. Ancak bu uzlaşma bu haliyle son derece özgün ve bir çok incelemeyi ve tartışmayı hak eden bir model oluşturmuştur.

Bugün 100. yılını idrak ettiğimiz bu okullar bir toplumsal olgu olarak birçok etkiye, birçok oluşuma, birçok toplumsal sonuca da neden olmuştur. İHL olgusu bir toplumsal değişimin sonucudur. Ancak kendisi de bir dizi toplumsal değişime yol açmış, bugüne kadar ulaştığı etki alanı itibariyle önemli toplumsal değişim dalgalarının da nedeni olmuş bir harekettir. İmam-Hatip liselerinin toplumsal değişim bağlamında konumlandırmanın belki de en kolay yolu bunu kaydetmektir. İmam-hatip liseleri hangi toplumsal değişimlerin bir sonucuydu ve ne tür değişimlere yol açmıştır?

Belki bu soruyu da sormuşken bunun üzerinde durmaya devam edebiliriz. Ama tabii ki daha sonra…

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: