Prof. Dr. Yasin AKTAY

Siyaset şimdi daha meşakkatli bir yol

Türkiye 17 Nisan itibariyle sadece yeni bir yönetim sistemine geçmiş olmadı. Kabul edilen anayasa değişikliği paketi Türkiye’de siyasi alışkanlıklar, zihniyet ve pratikler üzerinde de dolaylı veya dolaysız etkilere yol açıyor. Tabiri caizse siyasi pratikler düzeyinde tam bir paradigma değişiminin içinden geçmiş oluyoruz.

Eski siyasi paradigmanın içinden bakmaya alışanlar hala eski sistemin kavram, kurum ve alışkanlıklarıyla yeni yönetimin kavram, kurum ve alışkanlıklarını karşılaştırmaya kalkışıyor. Oysa paradigmalar arasında karşılaştırma yaparken içine düşülen yanlışa bu vesileyle kaçınılmaz olarak burada da düşülmüş oluyor.

Partili cumhurbaşkanı, esasen çok uzak ve anlaşılması imkansız bir siyaset pratiği değil. Bugün gözümüzü açıp dünyada, etrafımıza şöyle bir göz attığımızda en gelişmiş ülkelerde bile partili cumhurbaşkanı uygulamasının bir dizi örneği var, ama Türkiye’de birileri kendi doğup büyüdükleri ortamdan bir milim ötesini göremiyor.

Yeni siyaset dünyamız partili cumhurbaşkanının demokrasiyle, siyasetle, siyasal katılımla hiç de çelişmeyen bir şey olduğunu yavaş yavaş görecek.

Esasen “tarafsız cumhurbaşkanı” veya siyaset içinde tarafsız yönetimlerin nasıl bir şehir efsanesi olduğunu herkesin önce bir hatırlaması lazım. Hatırlamak için Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bütün gelmiş geçmiş cumhurbaşkanlarına bakmak yeter de artar bile. Zaten Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü doğrudan partilidir, ama onların zamanında zaten başka parti de yoktur.

Aslında bu nedenle bugün kabul edilmiş Cumhurbaşkanlığı sistemini o dönemle karşılaştırmak da çok yerinde değil. 1946’ya kadar zaten başka parti yok ve üstelik bu tek partinin başkanı aynı zamanda cumhurbaşkanı. Oysa partilerin ve adayların 5 yılda bir serbestçe yarıştığı ve neticede halkın kararını verdiği bir partili cumhurbaşkanlığı sistemini “tek parti” dönemiyle karşılaştırmak tamamen imkansız ve gereksiz.

Bilahare 27 Mayıs darbesinden sonra Cumhurbaşkanının tarafsız olması Türkiye halkına yutturulmaya çalışılmış koca bir yalan olarak kalmıştır. Cumhurbaşkanlarının hepsi sonuna kadar taraf olmuşlardır, hem de en fanatiğinden. Tarafsızlık söylemi, cumhurbaşkanlarının muhafızlığını yaptıkları vesayet sisteminin kasvetini daha fazla artırmaktan başka bir işe yaramamıştır.

Partili cumhurbaşkanı topluma söylenen bu yalana son veren, siyaseti alabildiğine şeffaflaştıran, daha dürüst bir zemine oturtan bir düzenleme. En dolaysız sonucunu söyleyelim: toplumda baştan itibaren geçerli olan bir yalana son verilmesiyle siyasi etiğin zemini çok daha fazla güçlenmiş olacaktır.

Cumhurbaşkanlığı sisteminin kabul edilmesinin yol açtığı paradigmatik geçişin siyaset arenasında bir miktar sarsıntılara yol açması da kaçınılmaz. Sistem artık kabul edilmiştir ve ne kadar referandum sonuçları birilerinin içine sinmemiş olsa da, milletin referandum yoluyla vermiş olduğu karar her türlü tartışmayı, hazımsızlığı, hoşnutsuzluğu eninde sonunda giderir. Geriye artık bu yeni sistemin içinde rekabet etmenin imkanlarını akıllıca aramaya sıra gelir. Bu esnada kurumlar, partiler, siyasi aktörler, hepsi kendilerine bir ayar yapmak zorunda kalırlar. Bugün CHP içinde yaşanan sarsıntı bunun doğal bir sonucudur.

Esasen CHP referandumdan önce de kendini başkanlık sisteminin gereklerine ayarlamaya başlamıştı. Referandumun kuralı gereği % 50’yi yakalayabilmek için partisini defalarca kapattırmış oldukları merhum Necmettin Erbakan’ın anma toplantısına bile katılarak Saadet Partisiyle ittifakın kapılarını açtılar. Bu ittifaklarla siyasi anlayışların toplumsal ve siyasal uzlaşma konusunda kendi esneme marjlarını görüp otaya koymaları yeni siyasetin önünü daha da açacağı bir pratik olacaktır.

Tam da bundan dolayı, kim seçilirse seçilsin bundan sonra toplumun temel değerleriyle çatışma halinde birinin seçilme şansı olmayacaktır. Bu bilindiği için Deniz Baykal’ın aklına bir CHP’nin Erdoğan’ın karşısına çıkaracağı aday olarak Abdullah Gül ismi gelebiliyor. Hoş bu mülahazalar Abdullah Gül’ün dışında oluyor ve sayın Gül bunları ciddiye almadığını söyledi ama CHP’lilerin aklına bu ismin gelmiş olması bile yeni siyaset zeminine hakim olacak paradigmaya dair önemli sinyaller veriyor.

CHP içinde suların tam da bunun için kaynamaya başladığı da söyleniyor. Şimdiye kadarki siyaset anlayışıyla Erdoğan’a ve AK Parti’ye rakip bir aday çıkarmak mümkün görülmüyor. Kılıçdaroğlu’nun 2019 seçimlerinde partisinin genel başkanı olarak AK Parti genel başkanı olacak olan Erdoğan’ın karşısına çıkıp çıkmayacağı soruluyor. Çıkarsa ve kazanamazsa milletvekili olarak da seçilme şansını yitirmiş olacak çünkü aynı anda hem Cumhurbaşkanlığına hem de milletvekilliğine aday olunamayacak. Çıkmazsa Erdoğan karşısında daha şimdiden yenilmiş olduğunu kabul edecek. Bu da aslında muhalefet söyleminin bütün inandırıcılığını kaybetmeye yol açan trajik bir paradoks.

Referandumda CHP’nin bütün muhalefeti aslında kendi başına gelecek olan bu trajik duruma dair korkusundan başkası değildi. Kendi haline ağlıyordu, ama kendisine kaçınılmaz olarak isabet edecek olan bu tehdide karşı milleti kendine kalkan yapmayı seçti CHP.

Oysa artık referandum sonuçlanmış ve korktuğu başına gelmiştir. Siyaset CHP için zaten haddinden fazla zorlu ve meşakkatli bir yoldu. Yine de işin kolayını bulmuş, azdır aşım ağrısız başım modunda muhalefetini sürdürüyordu. Şimdi siyaset eskisinden çok daha meşakkatli bir hale geldi. Başarabilmek için daha çok çalışmak ve halka daha yakın olmak gerekecek.

Zor iş be.

Rast gele CHP.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: