Prof. Dr. Yasin AKTAY

Olmamış seçimin sonucuna bu kadar inanırsan, bu travmayı yaşarsın

6 Nisan sonuçlarına verilen bazı tepkilerdeki öfke tonuna, hırçınlığa ve ölçüsüzlüğe bakıldığında, durumun zannedildiğinden öte ciddi bir travma boyutuna varmış olduğu görülüyor.

Referandumun tabiatı ve kuralı gereği yarıdan bir oy fazlası bile iki görüşten birinin bütün katılımcıların ortak kararı olarak kabul görmesini sağlar. Oylamaya katılanlar bunu bilerek katılır ve herkes sonucun bu şekilde olması halinde önceden rızasını zımnen bildirir.

Bunu CHP’liler bile bilir aslında ama sonucun “hayır” olarak çıkacağına kendilerini o kadar inandırmışlar ki, baştan itibaren “evet” çıkma alternatifini tamamen yok saymış oldukları anlaşılıyor.

Aslında Kılıçdaroğlu’nun katıldığı televizyon programlarında kendisine “hani, zor bir ihtimal de olsa ‘evet’ çıkması halinde” diye başlayan sorular sorulduğunda nasıl bir kararlılıkla ve öfkeyle bu ihtimali yok saydığını gördüğümde, bunu kampanyasının basit bir söylem taktiği olarak değerlendirip geçiştirmiştim.

Hoş, bir taktik olarak da “hayır” cephesi adına çok yanlış bulmuştum. Çünkü sonuç konusunda bu kadar emin olduğunu ifade etmesi “hayır” oyu verebilecekleri rehavete sürükleyebilirdi. Oysa şimdi anlaşılıyor ki sonucun “hayır” çıkacağına adı kadar emin olmuş bir Kılıçdaroğlu hiç de taktik yapmıyor, gerçekten de sonucun “hayır” olarak çıkacağından zerre kadar kuşku duymuyormuş.

Sanırım bu “kesin inançlılık hali” bugün yaşadıkları travmanın asıl sebebini oluşturuyor. Bu aşırı inanılmış ve bağlanılmış sonuca ne yatırım yapıldıysa bu sonucun yarattığı travmanın şiddetini daha da artırmış.

Bu travmayı atlatabilmek için önceki seçimlerde olduğu gibi seçmenleri suçlama faslına henüz geçemedi Kılıçdaroğlu. Onun yerine bu seferki ilk tepkisi seçimin hileli olduğu iddiasına sarılması oluyor.Henüz yapılmamış seçimin kendi lehine sonuçlanacağına ne kadar inanmışsa, bu sefer başka türlü sonuçlanan seçimin ancak hileli olabileceğine de o kadar kendini ve başkalarını inandırarak teselli bulmaya çalışıyor.

KILIÇDAROĞLU’NU “HAYIR” ÇIKACAĞINA KİM BU KADAR İNANDIRDI?

Aslında bu aşamada Kılıçdaroğlu’nu henüz olmamış seçimleri kesin olarak kazanacağına kimin bu kadar inandırmış olduğunu sormakta da fayda var. 2014 Mahalli seçimlerinde yine AK Parti’nin oylarının kesin olarak yüzde 25’i aşamayacağına inandıran FETÖ’nün anketleri ve araştırmacıları bu sefer de ona benzer bir saha bilgisi mi verdi? İyi de daha önce de diğer bütün seçimlerde onlar hep yanıltmamış mıydı kendisini? Kendisini defalarca bu şekilde yanıltan ve yanlış yönlendiren kılavuzun peşinden gitmekten neden vazgeçmiyor Kılıçdaroğlu?

Aynı FETÖ’cüler aslında şu ana kadar hem Kılıçdaroğlu’na hem de dış dünyaya Türkiye’de yaşanacak bütün seçimler öncesi yanlış tüyolar vererek yanılttılar. Böylece tabii ki sadece Türkiye’ye zarar vermiş olmadılar, aynı zamanda Türkiye ile ilgili hesapları olan bütün dış yatırımcıları veya ülkeleri de yanıltarak onlara büyük zarar verdiler. Neticede kılavuzu FETÖ olanın sonu böyle hüsran oluyor, bol bol travma oluyor. Bu travmaları atlatabilmek için de sağa sola saldırmaya başlıyor.

Olmamış referandumun sonucuna bu kadar umut bağlamış olmak kaçınılmaz olarak sonucu kabullenmeyi zorlaştırıyor. O yüzden CHP ve Kılıçdaroğlu’nu ikna edecek şey ne oyların tekrar sayımı ne de seçimlerin yenilenmesi olabilir. Sorun cidden ağır bir psikolojik vakadan başkası değil.

Tabi, kabul edelim ki uzaklarda teselli arayan CHP için YSK’nın “mühürsüz oy pusulası” ile ilgili açıklaması ve uygulaması ciddi bir sığınak oluşturdu. Kafayı bu olaya vurdu. Oysa, bu olayda teselli araması boş, çünkü Evetlerin Hayırlardan 1 milyon 380 bin kadar fazla çıkmasını mühürsüz oy pusulaları geçersiz sayılsa bile açıklamaz.

Bir defa, zarfın mühürsüz olması içindeki oyun kesin olarak “hayır” olduğunu da göstermiyor, sadece sandıktaki görevlilerin, ki her birinin başında mutlaka birer CHP’li ve birer HDP’li de vardır, zarfı mühürlemeyi sehven ihmal ettikleri anlamına geliyor. Yoksa zarflar dışarıdan getirilip sandığa atılmış değil. Nitekim, Türkiye’de kurulu 194 bin 310 sandığın her birinde birer CHP’li, birer de HDP’li sandık görevlisi vardır ve bunların hiç birinden şu ana kadar seçimler esnasında böylesi bir hile şikayeti veya itiraz gelmiş değil.

Hem sehven mühürsüz olarak kullanılmış zarfların toplamı, hepsinin “hayır” olduğu varsayılsa bile sonucu etkilemiyor hem de sandıklar açılmadan bu karar alındığına göre bu mühürsüz oy pusulalarının “evet” ve “hayır” oyları arasında orantılı olması daha bir muhtemeldir.

O yüzden CHP’nin kendi yenilgisini bu olaya bağlayarak teselli bulmaya çalışmasındaki psikolojik durumu anlaşılabilir ama bununla bir seçimin meşruiyetini zedelemeye kalkışması kabul edilemez. Bu ülke ve bu millet CHP’nin psikolojik takıntılarına bu kadar ağır bedeller ödemek zorunda değil.

AÇIKLAMA:

1. BBC’ye verdiğim mülakatta tam da sandık sonuçlarının beklentimizin altında çıkmasının ortada bir hile olduğuna bağlanmasının psikolojik bir onarma refleksi olduğunu anlatmaya çalışırken, mukabil olarak “evet” oylarının da şahsen benim beklentimin altında çıktığını, ama bunun seçim sonuçlarının “hileli” veya “çalınmış” olduğunu söylemeye kendiliğinden bir hak doğurmadığını anlatmaya çalıştım. Mülakat metninin akışından böyle bir anlam çıkmadığı halde internet sitelerinde bana atfen “evet” oylarının çalınmış olduğu haberlerini okumak durumunda kaldım.

2. Aynı mülakatta bir soru üzerine “MHP’lilerin ne kadar oy vermiş olduğunun bilinemeyeceğini ve bilakis görebildiğimiz kadarıyla epeyce oy vermiş olduklarını” söylediğim halde bazı internet sitelerinde yine aynı mülakata atfen “MHP’lilerin “evet” oyu vermediklerini” söylediğim yazıldı. Duymadığını uydurma boyutu var bu habercilerde anlıyoruz da, önlerindeki metni tam tersi bir şekilde anlama yeteneği de nereden geliyor anlamakta zorlanıyorum.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: