Prof. Dr. Yasin AKTAY

ABD’nin Suriye’ye müdahalesinin anlamı

Suriye’nin İdlip kentine geçtiğimiz gün Esed rejimi tarafından kimyasal silahlarla hava saldırısı düzenlendi. Bu vahşi, barbar saldırıda çoğu çocuk yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Çok sayıda yaralı olduğu biliniyor. Bu Esed rejiminin işlediği ilk cinayet değil elbette. Güzel Suriye’yi maalesef katliamlarla anılan bir ülke haline getiren bu yönetimin İdlip’teki saldırısının uluslararası kamuoyunda bu kadar büyük ses çıkarmasının arkasında rejimin elinde hâlâ kimyasal silahların bulunduğunun anlaşılmış olması olabilir.

Türkiye’de gerçekleştirilen otopsiler sonrası kimyasal silahların kullanıldığı bilgisi uluslararası kamuoyu ile paylaşılmıştı. İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman ve ABD Dışişleri Bakanlığı da saldırıda kimyasal silahlar kullanıldığı bilgisini doğruladılar. Esed rejimine verdiği desteği ilk günden beri sürdüren Rusya ise saldırıda kimyasal silahlar kullanıldığını zımnen kabul etti. Rus yetkililer yaptıkları açıklamalarda kimyasal silahların kim tarafından kullanıldığı kesinleşmeden, tarafsız bir soruşturma yürütülmeden suçlama yapılmaması gerektiği yönünde ifadeler kullandılar.

Bu alçak katliamda kimyasal silah kullanıldığını kesin ve net bir dille reddeden neredeyse tek ülke ise İran oldu. İran Dışişleri Bakanı ABD’nin Suriye’de gerçekleştirdiği saldırıya twitterdan sert tepki vererek Suriye’de kimyasal silahların kullanıldığı iddiasını reddetti, yaşananları ABD’nin Irak’ta Saddam iktidarını devirmeden önce kullandığı kitle imha silahları argümanına benzeterek ABD’nin Suriye’yi işgal etmeye hazırlandığını ima etti.

ABD Başkanı Trump saldırının ardından Esed rejimine yönelik kanaatlerinin değiştiğini ve kendisini sorumluluk almak zorunda hissettiğini belirtmişti. Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece ABD’nin Doğu Akdeniz’de bulunan savaş gemilerinden fırlatılan 59 Tomahawk füzesi ile saldırının merkez üssü olduğu iddia edilen askeri tesisin vurulması sonrasında uluslararası toplumda Suriye krizinin nasıl çözüleceğine ilişkin tartışmalar yeniden şiddetlendi.

Tartışmaların kabaca iki yönü olduğu söylenebilir. İlki Suriye’de her geçen gün ağırlaşan insan hakları ihlallerinin ve Suriye rejiminin insanlığa karşı işlediği suçların sona erdirilip erdirilemeyeceği, uluslararası toplumun bu konuda bir rol üstlenip üstlenemeyeceği. Meselenin ikinci yönü ise ABD’nin Suriye’deki askeri tesise saldırısı sonrasında Rusya-ABD ilişkilerinin nasıl şekilleneceği ve küresel sistemin ve bölgesel sistemin bundan nasıl etkileneceği.

Hatırlanacağı üzere bu Suriye’deki katil rejimin kimyasal silahlar konusundaki ilk vukuatı değil. Daha önce de 21 Ağustos 2013 tarihinde Doğu Guta’da muhaliflere yönelik sarin gazı ile saldırı gerçekleştirmişti. Saldırının ardından o dönemki ABD Başkanı Obama, saldırının kendileri açısından ve uluslararası toplumun güvenliği açısından kabul edilemez olduğunu, Suriye’ye müdahale seçeneğinin masada olduğunu ifade etmişti. Ancak Rusya’nın da araya girmesiyle Başkan Obama Suriye rejiminin elindeki kimyasal silahları güvenli bir ele teslim etmesi karşılığında Suriye’ye müdahale kararından vazgeçti ve Doğu Guta saldırısını unuttu.

Türkiye o dönem de böylesi bir yöntemin soruna çözüm getirmeyeceğini; çocuklara karşı kimyasal silah kullanabilecek kadar gözü dönmüş bir rejimin zora düşünce aynı yöntemi yine izleyebileceğini, böylesi bir anlaşmanın insanlığın vicdanını yaralayacağını savunmuştu. Gelinen nokta biz arzu etmesek de Türkiye’nin öngördüğü nokta oldu. Peki bundan sonra ne olacak?

ABD yönetimi müdahale ve güvenli bölgenin de masada olduğu seçenekler üzerinde duruyor. Müdahale seçeneği BM Güvenlik Konseyinin karar mekanizmaları Suriye konusunda kilitlendiği için pek mümkün gibi gözükmüyor. Güvenli bölge seçeneği mevcut durumda daha realiteye uygun gibi gözüküyor. Ancak güvenli bölge uygulamasının da başarıya ulaşması ABD’nin mevcut politikalarıyla pek mümkün gözükmüyor.

Öncelikle ABD yönetimi Obama’nın Suriye rejimine verdiği zımni desteğin ABD’ni prestijini yok etmesine benzer şekilde DEAŞ’la mücadelede terör örgütleri ile müttefik olma görüntüsünün bölgedeki ABD etkisini ve prestijini berhava ettiğini görmek mecburiyetinde. PYD-YPG gibi terör örgütleriyle ABD’nin aynı safta yer aldığı görüntüsünün en az İdlip’te çocukları katleden rejimle aynı safta yer almak kadar alçaltıcı bir politika olduğu fark edilebilir ve bölgesel aktörler sürece dahil edilebilirse güvenli bölge uygulaması başarılı sonuçlar verebilir.

Atılması gereken bir diğer adım katil Esed yönetiminin iktidardan uzaklaştırılması ilkesinin ön koşul haline getirilmesidir. Bu müzakereye kapalı bir başlık haline gelmedikçe sağlıklı bir müzakere sürecinin yürütülemeyeceği artık anlaşılmış olmalı. Bir geçiş hükümeti söz konusu olabilir ya da BM gözetiminde farklı alternatifler üzerinde konuşulabilir. Ancak kendi halkına karşı acımasıza kimyasal silahlar kullanan, acımasızca katliamlar gerçekleştiren bir yönetici ile halkın müzakere masasına oturtulmasının bir netice vermeyeceği görülmeli. Esed yönetiminin Suriye’yi terk etmesi ilkesi üzerinden politika belirlenmesi yerinde olacaktır.

Tartışmaların ikinci boyutunu ABD-Rusya ilişkilerinin nasıl şekilleneceğinin oluşturduğunu söylemiştik. Bazı araştırmacılar ABD’nin Suriye’ye gerçekleştirdiği saldırının hemen ardından olayın sıcaklığı ile ilişkilerin gerginleşebileceğini hatta krize dönüşebileceğini ifade etmişlerdi. Ancak ilerleyen saatlerde ABD’nin saldırıdan önce Rusya’yı bilgilendirdiği ortaya çıktı. Rejim kaynaklarının ise üssün saldırı gerçekleşmeden hemen önce boşaltıldığını dile getirdiği uluslararası ajanslara yansıdı. Bu noktada Rusya’nın Esed rejimini bilgilendirdiği düşünülebilir.

Esas dikkat edilmesi gereken nokta ABD’nin bir kez daha herkesin önceden haberdar olduğu bir operasyonu gerçekleştirmiş olması. Yani bir bakıma ABD yönetimi boş bir üsse operasyon gerçekleştirerek dağı taşı füze yağmuruna tuttu da denilebilir.Böylesi bir operasyonun Suriye’deki krize çözüm olamayacağı da, ABD-Rusya ilişkilerinde bir krize sebebiyet vermeyeceği de açık.

ABD ve Rusya’nın yeni bir danışıklı dövüş içerisinde olup olmadığını; Trump’ın Obama yönetiminden farklı olup olmadığını ve dahası ABD’nin kırmızı çizgisinin gerçekten aşılıp aşılmadığını ise zaman gösterecek.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: