Prof. Dr. Yasin AKTAY

“Güçlü vatandaş, 15 Temmuz’da devletine sahip çıktı”

Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Yasin Aktay, 4. Uluslararası CNR Kitap Fuarı kapsamında düzenlenen, “Yeni dönemde eğitimin kurumsal tasarımı” başlıklı panelde konuştu.

Yasin Aktay, 4. Uluslararası CNR Kitap Fuarı kapsamında düzenlenen, “Yeni dönemde eğitimin kurumsal tasarımı” başlıklı panelde yaptığı konuşmada, Türkiye’deki eğitim sisteminin Fransa’dan çokça ilham aldığını hatırlattı.

Eşitlik ideali üzerine kurulu Fransa’daki eğitim sisteminin, eşitsizlikleri yeniden ürettiğini kaydeden Aktay, “Toplumun tabiatında genellikle eğitim sistemi içinde her ne kadar siz o üniformayı giyerek, o maddi ideolojik ya da etnik arka planlarınızı geride bırakmak konusunda bir çaba sarf etseniz bile geride bırakamadığınız bir zihniyetiniz, bir kültürünüz, bir davranış tarzınız var. Bu davranış tarzı konusunda hiçbir şekilde eşitlenemiyorsunuz. Okulda genellikle telkin edilen, yeniden üretilen kültür bir burjuva kültürüdür. Biraz daha yüksek bir kültürdür. O yüksek kültür ile karşılaştığınız anda alt kültürden gelen insanlar dezavantajlı, adeta 3-0 mağlup olarak başlıyorlar. Bu da ilelebet devam ediyor. Bu durum alt tabakadan gelen insanların hiçbir zaman üstesinden gelemedikleri, gideremedikleri bir gerilik problemiyle karşı karşıya kalmalarına yol açıyor.” diye konuştu.

Türkiye’de eğitim sisteminde yapılanların “gecikmiş” olduğunu vurgulayan Aktay, sözlerine şöyle devam etti:

“Daha bizim zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarmamız yenidir. 4 sene önce 12 seneye çıkardık. Onun dışında üniversitelere gitmeyle ilgili ciddi bir problemle karşı karşıya kalıyorduk. Biz de bu sınıfsal ayrım mekanizmasını üniversiteyi kazanıp kazanmama noktasında aynı ayrımcılıkları doğrusu sistematik olarak yaşadık. Bir kültürün öğretmenler tarafından üretilip öğrencilere aktarılırken, yaşanan ayrımcılıktan ziyade doğrudan doğruya devletin uyguladığı bir ayrımcılığa maruz kaldık bir dönem. Başörtülü öğrenci, üniversiteye giremiyor… Katsayı olarak belli liselerden gelmiş olan insanlara, fiilen doğrudan doğruya üniversite kapıları kapatılıyor. Bu ciddi anlamda kurumsal anlamda yapılan bir ayrımcılık. Bu tarz kaba bir ayrımcılık, aslına bakarsanız ne Fransa’da ne Almanya’da ne de Avrupa’nın herhangi bir okulunda yok. Bu ayrımcılık, kültürel yeniden üretim düzeyinde gerçekleşen bir ayrımcılık oluyordu. Onun dışında, Türkiye’de sadece 5-6 sene öncesine kadar üniversitelere reşit olmuş kızlarımız, neyi giyip neyi giyemeyeceğine karar veremeyecek insanlar muamelesi görebiliyorlardı. Eğitim sistemimiz, insanına reşit olmayan insan muamelesi yapıyordu.”

Yasin Aktay, başörtüsünün serbest bırakılması kararının Türkiye’de geciktiğini dile getirerek, “Ne yaparsak yapalım, geç yapıyoruz. Şu anda bir şekilde büyük bir telaşla kaybettiğimiz zamanları yakalamaya çalışıyoruz. Şu anda eğitim sisteminde yaptığımız her şey kaybettiğimiz nice uzun zamanları tekrar telafi etme ve tekrar kazanma telaşıyla beraber yürüyor. Bu böyle. Bu bir gerçek. Aynı şey katsayı sisteminde yaptığımız ayrım… Katsayı sisteminde eğer bir adam imam hatip lisesine girmişse ağzıyla kuş tutsa üniversiteye giremez. Sadece imam hatibe değil, herhangi bir meslek lisesine, ticaret lisesine girmişse üniversiteye giremiyor. Onun önünü tamamen kapattık? Neden kapattık? Çünkü kurumsal anlamda altyapımız bir yandan eksikti, bir anlamda da zayıftı. Çünkü yeterince üniversite eğitimi arzı yapamıyoruz, arzımız kısıtlı. Kısıtlı olan o arzı sunabileceğimiz insanlar konusunda seçici davranmak zorunda kalıyoruz. Seçici davranırken de kullandığımız kriter, bizim elimizi ayağımızı birbirine dolaştırıyor, bütün felsefemizi, ideolojik yapılarımızı da açığa çıkarmış oluyor.” şeklinde konuştu.

“Güçlü vatandaş, 15 Temmuz’da devletine sahip çıktı”

Eğitimin, bir toplumun demokratikleşmesinin önemli sosyolojik ayaklarından biri olduğunu vurgulayan Aktay, AK Parti iktidara geldiği andan itibaren, ‘Güçlü vatandaş, güçlü eğitim ile mümkün olabilir” mülahazasıyla üniversiteleri yaygınlaştırdığını dile getirerek, şunları söyledi:

“Güçlü demokrasi, ancak güçlü vatandaş psikolojisinin ortaya çıkmasıyla mümkün olabilir. Bakın 15 Temmuz’da o güçlü vatandaşı gördük. Güçlü vatandaş, kendi devletine sahip çıktı ve kendi devletine dokunulduğunda, kendi hükümetine, kendi devletine dokunulduğunda canı pahasına onun karşısına çıktı, onu savundu. Devletini savunan bir toplumsal hareket, dünya toplumsal hareketler tarihinde bir istisnadır ama Türkiye’de yaşanan demokratik eğitim devriminin de bunda çok önemli bir payı olduğunu ben rahatlıkla söyleyebilirim. Orada bu mülahazadan hareketle 2002 yılından itibaren başlattığımız yeni üniversiteleşme dalgasıyla sayıyı 195’e kadar çıkardık. 195 üniversite…”

Aktay, unun muazzam bir sayı olduğunu belirterek, “Şöyle bir duruma ulaştık. Bundan sonra ‘üniversite talep ediyorum’ diyen hiç kimseye ‘sen üniversiteye giremezsin, şu veya bu mülahazayla üniversiteye giremezsin’ denilemeyecek. Her isteyen, üniversite eğitimini alacak. Çünkü üniversite eğitimi, insanların mesleklerini ancak üniversite yoluyla kazandıkları, toplumsal hayata ve devlete ancak üniversite kanalıyla ortak olabildikleri bir ortamda, isteyene eğitim vermemek hakikaten artık insan haklarına aykırı bir duruma gelmiştir. Normal şartlar altında üniversitelerin az olduğu zamanlarda elbette ki yüksek eğitim bir insan hakkı değildir. Yüksek eğitim bir liyakat, kazanım işidir. Şimdi neredeyse her mesleğin üniversite eliyle öğretildiği bir ortamda, böyle bir toplumda, artık hizmet toplumunda üniversiteye girişin herkese açık olması ve herkesin bu eşit fırsattan ölçüsüne göre, liyakatine göre faydalanması gerekiyor.” ifadesini kullandı.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: