Sağlık alanında son yirmi yıldır yapılanlar, sayıldığında, AK Parti hükümetlerinin en güçlü yanlarından birini oluşturuyor. Türkiye’nin bu zaman zarfında yaşadığı değişimin hem görselini, hem hakikatini hem de altında yatan bütün felsefeyi de rahatlıkla takip edebileceğiniz bir alandır sağlık alanında yaşananlar. İnsana verilen değerin lafta değil icraatta olduğunun en rahatlıkla iddia edilebileceği bir ayinedir sağlık işi. 2002 yılı öncesi Türkiye’sinde devlet vatandaş arasındaki ilişkinin vatandaşı yaşatmak yerine öldüren, süründüren, aşağılayan, ayırımcılığa tabi tutan, eşitsiz, adaletsiz, bir o kadar da pespaye yüzünü gördüğünüz yerdir.

AK Parti iddialı olduğu siyaset felsefesini en iyi gösterdiği alanlardan biri olarak sağlıktaki icraatlarını gördü. Bu alanda gerçekleştirdiği reform ve sergilediği yaklaşım insana verdiği değerin ifadesi oldu. Aynı zamanda vatandaşlar arasında gözettiği eşitliği de gösterme vesilesi oldu. Çünkü sağlık alanında zengini fakiri ayırt etmeden, bütün imkanları herkese sundu. Geliştirdiği sağlık sistemiyle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin aynı sağlık imkanlarından eşit şekilde faydalanabilmesini sağladı. Bu konuda şehirler arasındaki farkı, bölgeler arasındaki farkı da tamamen giderdi. Türkiye’nin en ücra bölgesine kadar en modern tıbbi hizmetleri ulaştırdı.

Bu konuda ortaya konulanlar rahatlıkla bir sağlık hizmetleri devrimi olarak isimlendirilebilir. Üstelik bunu devraldığı gerçek anlamda harabenin enkazını temizleyerek yaptı ve yine üstelik bu konuda dünyanın en ileri sayılan ülkeleriyle de yarışarak, onların da önüne geçerek yaptı. Bugün dünyada vatandaşına sağlığı en kaliteli ve en ucuz sunan ülkelerin başında geliyor Türkiye. Covid-19 salgını esnasında bu konuda kat edilmiş olan mesafeyi, yapılmış olan devrimi sadece kendi vatandaşına değil bütün dünyaya da gösterme fırsatı buldu Türkiye. Dünyanın sağlık alanında en gelişmiş ülkelerinin sistemleri bu salgın karşısında adeta iflas ederken Türkiye kendi halkına bu konudaki hizmeti bedava sunmakla kalmadı, 125 ülkeye de yardıma koştu.

Türkiye’nin AK Parti döneminde sağlık alanında ortaya koyduğu performans onun vatandaşla diyalogunun da en güçlü kanallarından biri haline geldi. Arka arkaya kazanılan seçimlerde bu hizmetlere dair duyulan vatandaş memnuniyetinin büyük payı olduğunu kimse inkar edemez.

Belli ki AK Parti’nin en güçlü yanlarından biri olarak dikkat çeken sağlık alanı aynı zamanda AK Parti’ye karşı saldırıları tahrik eden bir alan olarak da görülüyor. Bu alanda muhtemel bir açığın üzerine gitmek daha fazla iştah kabartıyor. Bunun siyasal psikolojisini anlamak hiç de zor değil gerçi. Ama peşin peşin uyaralım, bu alanı kaşımak, kaşıyanları sadece rezil eder. Çünkü bu konuda laf söyleyenlerin geçmişlerini daha fazla hatırlatır, sergiledikleri ucuz kahramanlığın bütün münasebetsizliğini en iğrenç haliyle gözler önüne serer.

Nitekim son zamanlarda SMA hastaları hakkında bir anda hükümeti suçlayarak alevlenen kampanya biraz durulduğunda ortaya sadece ucuz kahramanlıkların, mizahçı sululukların ve tabii bunun da arkasında bazı ilaç kampanyalarına en hafif ihtimalle ahmakça yazılmış hizmetkarlığın rezil rüsva görüntüsünden başka bir şey kalmıyor.

Bomba bir anda patlatıldı. SMA hastalarına hükümetin lakayt kaldığı ve tedavileri için ihtiyaç duydukları ilacın devlet tarafından karşılanmadığı için ölüme terkedildiği yaygarası koparıldı. Bir resmi açıklama gelinceye kadar sosyal medya hükümetin bu konudaki cimriliği, vurdumduymazlığı ve başka alanlara har vurup harman savrulan miktarlar karşısında bu konuda sergilenen duyarsızlığı konularını hızla satın alıp hoyratça tüketti.

Hele sağlık alanında, ağzını açmaya yüzü olmaması gereken Kılıçdaroğlu’ndan onun bütün adamlarına, irili ufaklı partilerden yeni yetmelerine kadar hepsi bir anda SMA hastalarına şefkat duyarı basarak hükümetin ne gaddarlığını ne vurdumduymazlığını ne şefkatsizliğini bıraktı.

Oysa Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca’nın uğultu halini almış bu seslerin arasından tabloyu en net şekilde ortaya koyan açıklamalarına karşı sergilenen pişkinlik ayrıca kayda değer.

Tabii ki, son 20 yılın genel siyasetinden zerre şaşma yoktu. Türkiye’de tedavisi, bütün masraflarıyla birlikte sağlık bakanlığı tarafından üstlenilmemiş bir tane bile SMA hastası yoktu. Yani sulu mizahlarıyla yardım duygusunu bile murdar edenlere ihtiyaç bile yok. Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Sigortalar Kurumu bu tür hastalara on milyarlarca dolar para harcamış ve harcamaya da devam etmektedir. Kampanyayla ucuz kahramanlık yaparak göz dikilen Milli Piyango’ya yılbaşı ikramiyesinde devredilen 75 milyon liranın lafı bile edilemez bu rakamlar karşısında. Ama burada kurnaz bir el çabukluğuyla, ucuz bir Robin Hoodluk oynama fırsatı da kaçırılmamış oluyor.

Sorun sadece bazı ilaç firmalarının pazarlamaya çalıştığı ve olumlu etkisi halen bulunamamış, tam tersi yan etkileri konusunda da verilerin bulunduğu bazı ilaçların alınıp alınmaması. Bu kampanyanın açıkça bu ilaç firmasının pazarlama kampanyasına dönüşmüş olması çok tuhaf. Tabi o ilaç firmasının bu kampanyayı yürüttüğünü söyleyemeyiz, ama en iyi ihtimalle bu konuşanların böylece o ilaç firmasına pazarlamacılık yaptığını söyleyebiliriz.

Covid-19 salgın sürecini bütün dünyada takdirle karşılanacak şekilde yüzünün akıyla yürütmekte olan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, SMA hastalarıyla ilgili asıl derdi ortaya koyduğunda, herkese kendi sınırını da, yerini de göstermiş oluyor:

“… etkileri ve işlevleri tam tespit edilmemiş bir ilacı kullanmak insanları kobay olarak kullanmak anlamına geliyor ki, biz evlatlarımızı kobay olarak kullanmaya müsaade etmeyeceğiz… Mesele kaynak meselesi değildir. Ülkemiz her şart altında vatandaşının tedavisini yapabilecek güçtedir. Burada esas konu ahlak sınırlarını aşarak, devletimizi aciz göstererek küresel ilaç şirketlerinin savunuculuğunu yapmaktır. Bir araya gelerek kampanya yürüten ve devletimizi aciz göstermeye çalışan bu kampanyaya alet olmayacağız.

Devletimiz işe yaradığı ispat edilen her tedaviyi ücretsiz olarak evlatlarımız için kullanmaya devam edecektir.”