2020 yılını da geride bıraktık. Mart ayının ortasından itibaren bizi eve kapatan Covid19’un hakimiyeti altında epey kasvetli, ama muhtemelen ders çıkarmasını bilenlerin çok şey anladıkları bir yıl oldu. Mini minnacık bir virüsün kurduğumuz kocaman dünyaları nasıl yerle bir ettiğini gördük mesela.

Bunu da görecekmişiz, gördük. Manda yuva yaptı söğüt dalına, yavrusunu da yavrularını da sinekler kaptı, bunu da gördük. Daha doğrusu bundan bile daha fazlasını bir gerçek olarak gördük.

Aşırı hızıyla, verimliliğiyle, rasyonalitesiyle kapitalist üretim ve tüketiminden taviz vermeyen yaşam tarzıyla küreselleşmiş dünyamız ani bir fren yaparak bütün dünyaya küreselleşmenin başka bir yüzünü göstermiş oldu. Gözle görülmeyen bir virüsün yarattığı tedhiş bütün küre boyunca dünyayı durdurmaya yetti.

Şakası yoktu bu tehdidin. İlk zamanlar türlü türlü komplo teorileriyle hafifseyenler olduysa da yavaş yavaş herkesin etrafındaki çemberi daralttı virüs. Yakınlarına kadar geldi, kendisine kadar geldi, hafifseyenlerin bile. Zamanla artık yakın çevresinde bu hastalığı geçirmeyenlerin kalmadığı bir yaygınlık kazandı. Hastalığın ciddiyeti herkesin bir veya birkaç yakınını bu virüs yüzünden kaybetmesiyle daha da hissedildi.

Ne kadar çok ölüm yaşadık bu esnada. Küçük bir şehirde sabahtan başlayan ölüm salaları akşama kadar kesilmeden devam ediyor. Kesinlikle eskiden olmadığı kadar çok sık. Her salada “bu sefer kimi aldı aramızdan” dedirten söylenişler, Rumeli türküsünün “aman ölüm, zalim ölüm üç gün ara ver” deyişini andırıyor.

İşin daha da ilginç ve acı tarafı, önceleri bu merakla kabartılan kulakların, bir süre sonra salalara karşı da bir duyarsızlık geliştirmeye başlaması. Ölüme, yakınlarımızın ölümüne alışmak bile bu kadar kolay işte. İnsanoğlunun tabiatı da bu değil mi? İnsan, yani ünsiyet oluşturan, ayak uyduran, alışan, uyum sağlayan varlık. Bu ünsiyetin bir kısmı insanın zor şartlara tahammül etmesini sağlayan güçlü yanı tabii. Ama bir kısmı da süregiden kötülüklere karşı gafletini gösteren, geliştiren yanı.

Hayatımızı bu kadar derinden etkileyen, en vazgeçilmez alışkanlıklarımızı terk etmemizi sağlayan, bize bu kadar yeni alışkanlık kazandıran bu hadiseyi bile unutmak için fazla bir zamana ihtiyaç duymayacağımızı gösteriyor bu durum. Öyle ya, bu yoğunlukta yaşadığımız bir hadiseyi hiç unutmayacağımızı zannediyoruz. Hatta bu olayın etkisiyle “bundan sonra hiç bir şey eskisi gibi devam etmeyecek” olduğunu zannediyoruz. Ama şimdiye kadar bu sözü bize söyletmiş olan nice olaydan geriye neyi hatırladığımızı bile sormuyoruz kendimize.

Daha bu salgın felaketinin ortasındayken bile verilen aralarda hemen geri döndüğümüz eski alışkanlıklarımız, rutinlerimiz bile bu olaydan geriye hayatımızda neyin kalacağını yeterince gösteriyor.

Hafıza-i beşer nisyan ile malul tabii. Hele doğrudan yaşanmamış gerçekleri tarihten öğrenerek insanlarda bir duyarlılığı canlı tutmak o kadar kolay değil.

2020 yılından bugün, sıcağı sıcağına hatırladığımız şey bu salgının etkileri elbet. Unutulacak elbet. Unutulacak inşallah. Tarih boyunca özellikle salgınlar savaşlardan daha fazla insan öldürmüş, ama savaşlar kadar hatırlanmamıştır. I. Dünya Savaşı’nın bitirilmesi kararına yol açacak kadar etkili olmuştur İspanyol Gribi, savaştan çok daha fazla insanın ölümüne sebep olmuştur, ama savaşın binde biri kadar bile hatırlanmamıştır.

2020’den akıllarda asıl kalacak olan da aslında bu yıl içinde hatırlanıp gereği yapılmış olan şeyler olacaktır. İlk etapta Libya’da Türkiye’nin sahaya girerek sürece yapmış olduğu müdahale, Doğu Akdeniz’deki bütün dengeleri değiştirmiş ve hem Libya halkı için hem de Türkiye için büyük bir kazanıma yol açmıştır. 2020’den gelecekte de akıllarda kalacak olan bir olay budur.

Hiçbir şey olmamış olsa kuşkusuz Ayasofya’nın ibadete açılmış olması 2020’yi taçlandıracak bir hadise. 89 yıldır ibadete kapalı olan cami üzerindeki zincirleri kırarak özgürleştirilen Ayasofya değil, bu milletin kendisiydi. Birileri için 2020’yi bir kabus yılı olarak hatırlamayı sağlayacak bu adım, hiç kuşkusuz 2020 yılının en hayırlı, en bereketli olayıydı.

Yine kuşkusuz, 30 yıllık işgal altındaki Dağlık Karabağ’ın Türkiye’nin de desteğiyle özgürlüğüne kavuşturulması da 2020 yılı içinde hatırlanmış ve icabına bakılmış bir konu oldu. Bu hadisenin 30 yıldır hem Azerbaycan halkı hem de Türkiye halkının bilincinde ve yüreğinde oluşturduğu derin yaranın bu salgın zamanlarında iyileştirilmesi de kuşkusuz ayrı bir siyasi başarı ve hikmet dolu, 2020 yılına damga vuran bir olay.

2020 yılı bütün dünyanın salgı felaketiyle bocaladığı bir ortamda Türkiye’nin kendi gücünü, yönetim kabiliyetini sergileyebildiği vesileye dönüştü. 125 ülkeye sağlık yardımlarının ulaştırıldığı bu kriz esnasında Türkiye kendi bilgi ve teknolojik derinliğini ve kapasitelerini geliştirme fırsatlarını daha fazla yakaladı.

Yeni yılımız eskisinden de daha iyi olsun.