Arjantin’de gerçekleşen G20 Zirvesi Suudi Arabistan Veliahtı MBS’nin Kaşkçı olayından beri geçen iki aydan beri ülke dışına ilk çıkışıydı. Tabii bundan bir hafta önce BAE’deki dostu MBZ’ye yaptığı ziyareti saymazsak.


Kaşıkçı olayından sonra ve bu olayın etkisiyle MBS’in uluslararası toplumda nasıl bir yeri olacağının ölçülmesini sağlayacağı için başta kendisi olmak üzere bu ziyaretleri her kesimden insan merakla bekliyordu. Zira cinayet saatinden itibaren olayların gelişimi kendisini cinayetin olağan ve en güçlü şüphelisi olarak işaret ettiği için, MBS doğal olarak kendi kendini izole eden bir sürecin içine girmiş oldu.

Hiç kimse bu vahşi cinayeti işleyenlerin bunu kendisinden habersiz olarak yapabilme ihtimalini görmediği gibi olayla ilgili yavaş yavaş ortaya serilen ayrıntılar hem bu konudaki kanaati pekiştiriyor hem de olaya dair dehşet duygusunu artıyor.

Kesinleşen bilgilere göre Kaşıkçı konsolosluk içinde 7,5 dakika içinde öldürülmüş. Ama onu öldürenler veya onun öldürülmesi emrini vermiş olanlar için iki aydır bitmeyen korkunç bir kabus devam ediyor.

Bu cinayetin eninde sonunda yapanın yanına kâr kalacağı endişesini ifade edenlere karşı, “ne kârından bahsediyorsunuz?” diye sormuştuk. Baksanıza Kaşıkçı cinayeti ortaya çıktığı andan itibaren başlayan ve hiç bitmeyen bir cezayla katilleri her gün ölüyor. Dünyada karşılaştıkları izolasyon, insanların onlara bakışları ve köşe bucak kendilerinden kaçmaları, algı oluşturmak için harcadıkları milyarlarca doların kat be katının bundan sonra algılarını temizlemeye yetmeyecek olması, bu vahşi cinayete karşı kesilen cezanın daha ilk taksidi. Kaşıkçı cinayetinin yapanın ve yaptıranın yanına hiçbir şekilde kâr kalmayacağını son iki ayda yeterince gördük.

En çok merak edileni de Arjantin öncesinde ve sonrasında MBS’nin karşılaştığı muamelelerde görmüş olduk. Gittiği her yerde MBS’yi Kaşıkçı’nın ruhu karşılıyor adeta.

Birileri MBS’nin böyle bir cinayetin töhmeti üzerindeyken böyle bir geziye pişkince çıkabilmiş olmasını dünyanın ayıbı olarak değerlendirdi. Doğrusu dünyanın başka konularda bir çok ayıbı olsa bile bu konuda dünyanın sergilediği tutum umut verici. Tabii MBS’inn böyle bir geziye çıkma cesareti göstermiş olması ayrı bir konu.

MBS bu geziye çıkıp çıkmayı muhtemelen çok düşünmüştür ve neticede kendi kendini izole etmenin nihai olarak kendisine biçilen konumu kabullenme anlamına geleceğini değerlendirmiştir. Suçlamaları kabullenmemenin en etkili yolu olarak da hiçbir şey olmamış gibi insan içine çıkmak ve bu yolla müsterih olduğu mesajını vermektir diye düşünmüştür.

Bunun için en güvendiği yerlerden başladı gezisine. Darbesini ve darbe sonrası insanlık dışı uygulamalarını desteklediği Sisi’nin Mısır’ından.

“Sisi’nin Mısır’ından” diyoruz, çünkü orada başka ve gerçek bir Mısır daha var ve o Mısır bu ziyarete çok sert tepki verdi. Tabii Sisi’nin kendi velinimeti gibi gördüğü MBS’yi tam da onun istediği gibi coşkulu bir törenle karşıladığını söylemeye gerek yok.

Bu görüntüden teselli bulmaya çalıştı MBS ve yoluna Tunus’la devam etti. Burada da üst düzey devlet yetkililerinden istediğine yakın bir tarzda karşılandıysa da halkın protestoları ve “hoş gelmedin, sefalar da getirmedin” pankartlarıyla gösterilen tepkiler ziyaretine aslı damgayı vurmuş oldu.

G20 zirvesinde ise Putin dışında hiçbir dünya liderinin selam vermeye yanaşmadığı, aynı karede yer almamaya özen gösterdiği, görmezden gelerek yalnız bıraktığı sahneler özetledi konumunu. Bu sahneler dünya medyası tarafından büyük bir ilgiyle ve bütün detaylarıyla kaydedilerek servis edildi. Normalleşme ve meşruiyet arayışı içinde geldiği Arjantin’e muhtemelen bu yaşadıkları, hiç gelmemiş olmayı arzu etmesine yol açmıştır.

Aslında G20 liderler zirvesi bu ortak tepkisiyle onu Kaşıkçı hadisesinde net olarak suçlu gördüğünü ilan etmiş oluyordu. Belki henüz kendisinin cinayeti emrettiğine dair delil kesin olarak ortaya konmamış olabilir, ama ortadaki deliller ve veriler bu cinayetin onun bilgisi dışında işlenmiş olma ihtimaline de hiçbir şekilde yer bırakmıyor. G20’ye katılan liderlerin büyük çoğunluğu ortaya koydukları mesafeyle bu bilgiyi neredeyse bir hükme bağlamış olduklarını da gösterdiler. Trump bile bu durum karşısında kendisine bir samimiyet göstermekten açıkça çekindi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise, cinayet karşısında MBS’nin yaptığı açıklamaları yeterli bulmadığını söylemek suretiyle şu ana kadarki kendini aklama çabalarını reddetmiş oldu. Buna rağmen Erdoğan her zamanki gibi MBS ile Suudi Arabistan arasına da bir mesafe koydu ve MBS’ye uzansa bile adaletin gerçekleştirilmesinin Suudi Arabistan’ın aleyhine değil, lehine olacağını ve bu işin içinden Suudi Arabistan’ın ancak bu şekilde güçlenerek çıkabileceğini vurgulamayı ihmal etmedi.

Meşruiyet aramak ve üzerindeki kan lekesini temizlemek için çıktığı Mısır, Tunus ve Arjantin’den umduğunu değil tam tersini bulan MBS’nin dönüşte Cezayir ve Moritanya’ya uğrayacağı duyuruldu. Her iki ülke de Suudi Arabistan’ın geçmişte ve bugün etkisinin güçlü olduğu ülkeler. Özellikle Moritanya, Katar krizinde Suudi Arabistan’ı kıramayarak boykot ülkeleriyle birlikte saf tutan bir ülke olmuştu. Oradaki bir şaşaalı karşılaşmadan teselli bulmak istemiş olabilir MBS ama daha şimdiden Moritanya halkı sokaklara dökülerek onu ülkelerinden istemediklerini söylemeye başladılar bile. Yönetimlerle halk arasındaki mesafe burada da net bir biçimde görülüyor.

Cezayir’de de aynı şekilde MBS’nin gelişine tepkiler çığ gibi büyürken doksanlı yılların başlarında Cezayir’de gerçekleşen ve yüzbinlerce insanın ölümüne yol açan demokrasiye karşı darbe sürecinde Suudi Arabistan’ın rolü hatırlatılıyor. Kaşıkçı takipte.

Öyle görünüyor ki, Kaşıkçı cinayeti dolayısıyla fiilen kesilmekte olan ceza sadece bir şahsın katliyle ilgili bir ceza olmanın da çok ötesine geçiyor. Dünyada ve Ortadoğu’daki işlenmiş ve işlenmeye devam etmekte olan ve şimdiye kadar yapanın yanına kâr kaldığı düşünülen ve sistem haline gelmiş bir seri cinayetin dosyasını açıyor.

Dosyalar açıldıkça da değişimin kapıları da açılıyor.