Kurban Bayramı gittikçe artan temposu ve ivmesiyle yaşamakta olduğumuz siyasal ve ekonomik hayatımıza kadim bir pencereden bakmaya ve oradan zayiatımıza, müktesebatımıza bakabilmemize fırsat veren bir fasıla gibi. Hoş bu fasıla içinde de dünya dönmeye devam ediyor, ekonomik ve siyasi aktivitelerimiz de bir yerde donup kalmıyor. Bilakis bayramlarımıza da ekonomimiz yön veriyor, bayramlarımız siyasallığımızdan tamamen hali olamıyor.


Her yıl gelip hayatımıza sökün eden, kendi zamanını, takvimini ve rutin etkinliklerini baş köşeye oturtabilen yanıyla bayram insanlığa Allah’ın bir lütfu. Çünkü bizi farklılığımızla dağıtan sosyal varlığımızı bütünleştiren, farklılaşarak uzaklaştığımız aynılığımızdaki saflığımızı tekrar iade eden, saf varlığına dönüştüren, aidiyetimizi hatırlatan ve bizi tek bir meydanda buluşturan bir olaydır bayram.

Şimdi bu buluşmayı taze taze yaşamış olarak artık kaldığımız yerden devam edebiliriz.

Trump’un Türkiye’ye Rahip Brunson’u bahane ederek açtığı ekonomik savaşın ilk dalgaları hiç hesaplanmayan sonuçlar doğurmuştu. Türkiye halkı ekonomik yönden gelen bu saldırılara çok müstesna bir tepki ortaya koyarak, muhtemelen operasyonu planlayıp uygulayanların hesaplarını boşa çıkarmakla kalmadı, onlara bu saldırılarını maddi olarak çok pahalıya mal etmiş oldu. Karşılığında hiç bir şek kazanamadıkları ağır bir maliyet.

Türkiye halkının daha önce bedelini canıyla ödediği millet olma arzusu ve iradesini bu sefer malıyla ortaya koyması politik-ekonominin dikkatle kaydetmesi gereken önemli bir örnek sayılmalı. Bu örneğe istisna deyip geçebilir ama insanların ekonomik davranışlarıyla idealleri arasındaki etkileşime dair bütün ezberleri gözden geçirmeyi sağlayacağı açık.

Olay Türkiye sınırlarını aşan, uluslararası bir nitelik kazanmış olması ise kaydedilmeyi hak eden bambaşka bir boyut.

Bayram boyunca Mısırlı, Yemenli, Suriyeli, Iraklı, Katarlı, Kuveytli yüzlerce insanla bayramlaşma münasebetleriyle bir araya geldik sohbet ettik. Hemen hepsinin bir numaralı gündemi Türk Lirası ve dolar saldırıları karşısında alınması gereken önlemler. Herkes neredeyse işini gücünü bırakmış Türkiye için düşünüyor, Türkiye için kafa yoruyor. Tanıştığım bir Lübnanlı Erdoğan’ın çağrısı üzerine 1 milyon dolarını 4,7 liradan bozdurduğunu ama bunun zerre kadar umurunda olmadığını, daha fazlasını da yapmaya hazır olduğunu anlatıyor.

Bir başkası, Yemenli, ABD mamullerine karşı 1,7 milyar Müslüman’ın sadece 200 milyonunu bile etkileyerek ABD’ye çok önemli bir ders verebileceğimize dar hazırladığı tafsilatlı planı anlatıyor. Bir başkası Yemenlilerin çok çalışkan olduğunu ve bulundukları her yerde karınca gibi çalışarak yatırım çektiklerini ve şimdi onların yatırımlarını tamamen Türkiye’ye yöneltmek için uygulanabilecek planları anlatıyor.

Bütün bu insanları bu planları yapmaya sevkeden şey Türkiye’ye yönelik sahiplenme duygusu tabii. Erdoğan mazlumlara sahip çıktıkça, kendi varlığını daha adil bir dünyanın mücadelesine adadıkça ve böyle tarif ettikçe dünyanın her yanında bunu bir davet olarak algılayan ve bu davete icabet etmeye koşan bir hareketlilik göze çarpmaya başlıyor. Bu, Türkiye’nin gönül coğrafyasını mevcut fiziki coğrafyasının çok ötesine taşıyor ve Türkiye’nin hiç kimsenin hesaplayamayacağı bir gücü haline getiriyor.

“Bugün Türkiye’ye bulaşanlar neye bulaştıklarını iyi bilmeli” demiştik son yazılarımızdan birinde. Türkiye’nin çıkarlarına dokunanlar dünyanın her yanında kendilerine yönelen bir antipati ve husumet dalgasının kendilerine karşı uyanmasını da göze almalı.

Aynı zamanda Türkiye’nin ekonomisinin sınırlarının da kayıtlı gayrı safi milli hasılasıysa sınırla olmadığını da görmeye başlamış olduk.

TürkLlirası’na “dışarıdan yapılan yatırımlarla” son saldırının etkisinin hissedilir derecede kırılmış olduğunu gördük. Aslında halihazırda Türkiye’nin ekonomik gücü bununla da sınırlı değil. Bu varlık daha etkili, rasyonel, verimli bir ekonomik örgütlenmeyle sınırsız bir kaynağa dönüştürülebilir. Yatırım ajanslarımız iyi, verimli, uygulanabilir, anlaşılabilir projelerle Türkiye’ye yatırıma can atan kaynakları harekete geçirerek akıl almaz bir ekonomik kaynak oluşturabilir.

Tam da bu gönül coğrafyasından Türkiye’de yatırım yapmak yapabilecek veya yatırım yapmak isteyen nice insan tanıyorum ki, karşısında doğru dürüst bir yol, uygulanabilir bir proje, güvenle yol gösterebilecek bir muhatap bulamadığı için bu isteğini hayata geçiremiyor.

Orada atıl olarak duran, üstelik size yönelmeye istekli, motivasyonlu bir ekonomik güç var ama bu bir türlü celp edilemiyorsa, en hafifinden ciddi bir ekonomik hermenötik problemimiz var demektir.

Son ekonomik saldırıya karşı yanı başımızda büyük kahramanlık örnekleriyle dayanışma içinde gördüğümüz müttefiklerimizi daha iyi tanımak ve onların da bizim de beraber kazançlı çıkacağımız projelerle daha iyi bir ekonomik siyaset takip etmek durumundayız.

İçinden geçmekte olduğumuz kriz, bu ekonomik kaynaklarımızı tanımak için bir ders olsun.