Yarın Allah izin verirse Türkiye tarihinin kader seçimlerinden birini daha icra etmiş olacağız. Her seçim için “bu seferki başka” türünden ifadeler kullanılır. Doğrusu Türkiye’de her seçim ayrıca önemlidir. Neticede dünyanın en önemli ülkelerinden birinin başına geçecek yöneticilerin seçildiği hiçbir seçim önemsiz olamaz. Türkiye Avrupa ülkelerinden, Latin Amerika, Ortadoğu veya Orta Asya ülkelerinden herhangi biri gibi değil.


Türkiye bugün mevcut dünya düzenine karşı tezi olan, bu tezi yüksek sesle dillendiren ve alternatif önerebilen tek ülke. Belki bu ülkelerin her biri kendilerine mevcut dünya düzeni tarafından biçilmiş bir rolün sınırlarında oynadıkları için ülkelerinin başına kimin gelip kimin gittiğinin pek bir önemi yok. O yüzden oralarda seçimler çok fazla şey değiştirmiyor. Oralarda bir seçimi etkilemek için de nadiren başka bir ülkeden müdahele olabiliyor.

Oysa Türkiye’de kimin işbaşına geldiği çok önemli, o yüzden seçimler sadece Türkiye’nin seçimleri değil, dış güçlerin de bir seçimi oluyor. Seçimlere sadece Türkiye vatandaşı seçmenler dahil olmuyor, bir çok harici ve dahili güç odağı da dahil oluyor.

Türkiye, dünya düzeninin mevcut haliyle yürüyüp gitmesi için bir çok denklemin merkezinde bir ülke ve kendi iç sosyolojik, tarihi, manevi kimliğiyle her zaman mevcut düzenin kodamanları için rahatsız edici potansiyelleri var.

Bugün Türkiye Erdoğan liderliğinde “dünya beşten büyüktür” diyerek bastırılmış, ezilmiş, sömürülmüş dünyaya yeniden hayat veriyor, onun dertlerini ve itirazlarını dillendiriyor.

Üstelik bunu kaba bir ideolojik hamasetle yapmıyor. Fiilen kendi içinde ortaya koyduğu kalkınmayla bir model oluşturuyor ve bu haliyle sözümona “kalkınmacı” küresel güçleri memnun etmek yerine onların karın ağrılarını harekete geçiriyor. Böyle bir kalkınma modelinin; kendi halkıyla, tarihiyle barışık, demokratik bir modelin Türkiye’de başarılı olmasından memnun olmuyor, rahatsız oluyorlar. O yüzden Türkiye’deki seçimler çok önemli oluyor onlar için. Erdoğan yönetimindeki Türkiye’yi durdurmak için başvurabilecekleri bütün araçları kullanmaktan geri durmuyorlar.

7 Şubat MİT krizinde, Gezi hadiselerinde, 17-25 Aralık’ta, Kobani olaylarında, 15 Temmuz’da hep aynı şeyi istediler, tamamlayamadılar. 7 Haziran’da (2015) çok daha farklı bir operasyon denemişlerdi. Erdoğan’ı seçimler yoluyla indirmek için ulusal ve uluslararası unsurlarla inanılmaz bir ittifak kurdular. Seçim yoluyla halletmek en sağlam yoldu. O yüzden koçbaşı olarak kullandıkları HDP’ye eşi benzeri görülmemiş bir yardımda bulundular. Eli kanlı teröristleri allayıp pullayıp romantik özgürlük kahramanları gibi sundular.

O gün de bugünküne benzer gerekçelerle şimdiye kadar hep AK Parti’ye ve Erdoğan’a oy vermiş olduğu halde tereddüde düşenler vardı. 8 Haziran sabahı hepsi de başa gelenin AK Parti’nin ve Erdoğan’ın başına değil, bizzat kendilerinin başına, Türkiye’nin başına geldiğini aynelyakin gördüler.

O seçimin sonucuna göre o gün Gazze’de, Mekke’de, Kahire’de, Halep’te, Saraybosna’da, Tunus’ta, Kudüs’te tam bir hüzün yaşandı. Buna mukabil, Tel Aviv sokaklarında HDP bayraklarıyla tam bir bayram coşkusu yaşandı. Vatikan kontrolünde çıkan gazeteler o gün “Yeni Bin yılın Selahaddin Eyyübi’si durduruldu” diye sevinç manşetleri attı. Yaşananları bu iki dünyada yaşanan sevinç ve kederden daha iyi anlatabilecek bir şey olamazdı.

Bu seçimin muhtemel sonuçlarına da kimin sevinip kimin sevinmeyeceğini tahmin etmek zor değil. Sen tahlilde bu açıdan bakmak bütün başka değerlendirmelere ışık tutar.

Pennsylvania’nın terörist başından ayağına kadar hepsi özetle şu mesajı iletiyorlar: “Bu seçimde, muhaliflerin gözü aydın sevinebilirsiniz. Yapacağınız tek şey sandıklara sahip çıkmak. Kemalistler, ulusalcılar ve diğer muhalifler sandıklara sahip çıkmak koşuluyla AKP gitti gidiyor. Umutsuz olmayın”.

Kürtlerden başka herkese hizmet eden PKK’nın sözcüleri de bu seçimde dostunu düşmanını en net biçimde ortaya koymuş. CHP’yi de dostları arasına katmış ve Erdoğan’ı demokratik yolla göndermekten bahsediyor.

“EY TÜRKLER ERDOĞAN’I BİZE VERİN”

Bir de şöyle bir mesaj var, Türk kökenli Lübnanlı yazar Hamza Tekin’den. 15 Temmuz’u konu alan “el-Casus ve’l-Kabus” kitabına ben de bir giriş bölümü yazmıştım. Kitap Arap dünyasına 15 Temmuz’u en iyi anlatan kitaptır. Diyor ki Tekin:

“Erken seçimler ilan edildiği andan beri, tüm Arap ülkelerinden Recep Tayyip Erdoğan’a dualar yağmaya başladı.

Sadece benim bütün Arap ülkelerinin vatandaşlarından aldığım Erdoğan’a büyük zafer temennileri içeren yirmi binden fazla mesaj var..

Şunu söylüyorlar: Türkiye seçimlerinde oy verme hakkımız yok, biliyoruz, ama Erdoğan’a 24 Haziran 2018’teki seçimleri kazanmak ve büyük zafere ulaşmak için dua etme hakkımız var.

Onlara, Erdoğan’a bu ilginin nedenini sorarken cevapları hep: Erdoğan sadece Türkiye’nin şan ve ihtişamını geri getirmedi, bizim şanımızı da geri getirdi. Biz 100 yıldan fazla, yani Osmanlı devletinin çöküşünden beri aşağılanmış ve yenilmiş bir haldeyiz. Erdoğan kesinlikle bize zaferi ve umudu geri verdi.

Erdoğan Türklere güçlü ve bağımsız devleti geri verdi ve büyük bir kalkınma projesi olan bir devlet haline getirdi.. Erdoğan, Batı tarafından yok edilen diğer ülkelerin aksine, Ortadoğu’da ülkesini büyük ve güçlü bir vatan kılabildi.

Bize diyorlar ki: Ey Türkler, Erdoğan sizlere bunu yaptıktan sonra onu nasıl seçmezsiniz!?

Bize diyorlar ki: Ey Türkler, bugün sizin tarihe şanla şerefle yazılmayı hak etmiş bir lideriniz var. Doğu ve Batı ondan bahsediyor. İslam aleminde milyonlarca seveni var, Arap ve İslam dünyasının en büyük lideridir. Onu nasıl seçmezsiniz!?

Gerçek şu ki, Arap ülkelerini gezerken duyduğumuz sözlerden ne kadar büyük ve gurur duyulacak bir başkanımız olduğunu daha fazla hissediyoruz.

Onu bizden almak istiyorlar. Son yıllarda, birçok Arap rejimi kendi halkı üzerinde yoğun bir baskı uyguladı, kendi ülkesini tahrip ederek diktatörlüğe çevirdi.

Bize diyorlar ki: Bizler, Erdoğan’ı seviyoruz ve onunla gurur duyuyoruz, çünkü bize onurumuzu geri verdi… Ey Türkler, Erdoğan’ı istemiyorsanız bize verin, biz onu istiyoruz… En azından bir saatliğine verin ki çalınan ülkelerimizi, hayallerimizi, hayatlarımızı geri versin bizlere.”