Hayat özünde zordur. Her an karşımıza binbir türlü düğüm çıkarıyor. Bu düğümleri kim okuyacak, kim yazacak ve kim çözecek? Hangi zamanda yaşıyor olduğumuzu kim değerlendiriyor, bu zamana uygun ahkamın ne olduğuna kim karar veriyor, bunun ortaya çıkardığı sorunları kim sorun ediniyor? Asıl soru budur.


Hayatı ilkelerimizle bağdaştırmak, karşılaştığımız olaylarda ilkelerimizle uyumlu bir tavır belirlemek zannedildiği kadar kolay bir iş değildir. Zeka, basiret, feraset ve daha önemlisi yüksek bir samimiyet gerektiriyor.

Samimiyet: Allah’a, Resulüne, Kitaba ve müminlere.

Aslında bir olay için belirlenmiş bir kuralın başka bir olay için uygulanabilirliğine hükmetmek her zaman bir yorumlama, bir uyarlama, bir karar işidir. Bir dönem için veya özel bir olay üzerine belirlenmiş ve ifade edilmiş bir kuralı, sonradan o olaya benzer başka olaylara da uygulamak zannedildiği gibi her zaman o kadar da kolay bir iş değildir.

Bazen ilkenin lafzına bağlı kalalım derken maksadından uzaklaşmış, hatta maksada zarar vermiş olabiliyoruz. O yüzden kural koyucunun maksadını, niyetini bilmek, sonradan o kuralı uyguladığımız yerde o kuralın geçerli olup olmadığını anlamak açısından çok önemlidir.

Hz. Ömer’e isnat edilen üç meşhur uygulama kural ve maksat arasındaki ilişkiyi kaybetmemenin ne kadar önemli olduğu noktasından, asırlarca bu alanda içtihat edenler için yol gösterici olmuştur.

Biri, müellefei kulübe, yani kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlara zekat verilmesini emreden ayeti kerimenin muktezasını, nüzul şartlarının artık mevcut olmadığını ve bunun ciddi bir istismar kapısı haline gelmiş olduğunu söyleyerek askıya alması. Bu, hükmün elbette ilelebet iptali anlamına gelmiyordu. Sadece o günkü şartlarda o hükmü aynen uygulamanın, o hükmün maksadını gerçekleştirmeyeceğini görmek ve aynı şartlar tekrar ederse yine uygulamak üzere askıya almaktır. Nitekim o özel şartların dışında o ayet yine İslam tarihi boyunca her zaman uygulanmaya devam etmiştir.

İkinci olayda Hz. Ömer’in aynı işlemi Müslüman erkeklerin Ehli Kitap’tan olanlarla evlenebileceği yönündeki hükmü askıya almak suretiyle yaptığı rivayet edilir. Gerekçesi de, yapılan fetihler neticesinde Müslüman Arapların beyaz Hıristiyan kadınlara artan rağbeti dolayısıyla Arap kadınlarının evlenememe durumlarının ortaya çıkmasıydı. Allah’ın helal kıldığını haram kılmak gibi bir tehlike dolayısıyla bu tedbir çok uzun sürmemiştir. Müslümanlar tarih boyunca Ehli Kitap kadınlarla evlenmeye devam etmişlerdir.

Üçüncü olay ise hırsızların elinin kesilmesini emreden had cezasının yine Hz. Ömer tarafından uygulanmasının askıya alınması. Hz. Ömer için gerekçe kendisine intikal eden olayda hırsızlık yapan bir kölenin zorunlu ihtiyaçlarının efendisi tarafından karşılanmaması idi. Doğrusu bu gerekçe, İslam tarihi boyunca en sık başvurulan, hükmü askıya alma gerekçelerinden biri olmuştur. Tarih boyunca hırsızlık dolayısıyla had cezaları çok nadiren uygulanmıştır, çünkü her dönem İslami yargı mensupları, kadılar, bu işin sorumluluğunu daha ziyade yöneticilere yüklemek suretiyle kendine özgü bir eleştirel tutum takınmıştır.

Hz. Ömer’e atfedilen bu “makasıt” aklı, yani hükümlerin arkaplanındaki maksatları ve niyetleri gözeten bir içtihat yolu haline gelmiştir. İmam Şatıbi’nin El-Muvafakat, Makasıdu’l-Şeria (Şeriatın Maksatları, İz Yayınları) isimli 4 ciltlik eseri bu konuyu çok iyi formüle ediyor. Bu kitap ezmanın teğayyuru ile ahkamın teğayyürü (Zamanın değişimi ile hükmün değişimi) arasında zaten var olan son derece tabii fıkhi dengeyi İslam’ın temel esaslarıyla uyum içinde temellendiriyor. Burada gözetilen en önemli ilke “Müslümanların toplumsal yararı” yani mesalihi mürsele.

Ama bu kitabın Şeriat için varsaydığı esneklik ve ictihad yolu, İslam’a dışarıdan müdahale etmek, onu istediği kalıba sokmak isteyenler için de her zaman iştah açıcı bir yol olmuştur. İslam’ı tarihselliğin seyrine salmak isteyenlerin en önemli referans kaynaklarından biri bu kitap olmuştur, tabi Hz. Ömer’in malum ve meşhur içtihatları ile birlikte…

Kütüphanemde bulunan bu kitabın Arapçası, Mısır’ı 30 yıl boyunca diktatörlükle yöneten ve hiçbir İslami endişe taşımayan Hüsnü Mübarek’in eşi Suzan Mübarek’in vakfı tarafından baskısı yapılmış bir nüsha. Ne arıyor olabilir Suzan Mübarek böyle bir kitapta?

Bu kitabı yayınlamaktan maksat, elbette Şatıbi’nin veya Müslümanların her şeyden önce mesalihi mürseleyi arayan maksatlarından çok uzak. Aradıkları şey gerçekten de hükümlerin maksatlarını samimiyetle bilmek ve gereğini yerine getirmek değil, bu fikrin açtığı görülen yoldan ilerleyerek, İslam’ın tamamen heva ve heveslere tabi kılınmasıdır.

Ortada Müslümanlar için bir düğüm varsa, bu düğümü sadece Müslümanların yararını gözeten Müslümanlar, Allah’a tabi olma duygu ve iradesiyle çözebilirler. Bu duygu ve iradeye tabi olanların çabasında ise isabet ihtimali de olur hata ihtimali de olur.

Oldu olacak Aşık Veysel’in ruhu şad olsun diyerek uyarladığımız sözleriyle bitirelim:

“Kim okurdu, kim yazardı / Bu düğümü kim çözerdi / Koyun kurt ile gezerdi / Fikir başka başka olmasa.”