BM Güvenlik Konseyi nihayet Doğu Guta’da yaşanmakta olan insanlık dışı duruma göz attı ve şaşırtıcı bir biçimde 30 günlük bir ateşkesin 72 saat içinde devreye sokulması kararı aldı. Şaşırtıcı tarafı, Rusya’nın bu sefer Suriye rejimini kollayıp, katliamlarına göz yumacak şekilde bu karar tasarısını veto etmemesi.


Ne yazık ki, Suriye’de Esed, irtikap ettiği bütün insanlık suçlarında ve katliamlarda, kendisini her halükarda kollayan, veto yetkisine sahip Rusya’dan cesaret buluyor. Bu kez, dünyanın gözü önünde cereyan eden ve şahit olan vicdanlara cehennem azabı yaşatan, Esed’in Serebrenitsa’sı olarak nitelenen Doğu Guta’daki katliamın durması için hazırlanan karar tasarısı Rusya’nın da vetosuna takılmayarak kabul edilmiş oldu.

Aslında Astana’da bütün tarafların anlaşmasıyla Doğu Guta bölgesi bir çatışmasızlık bölgesi olarak kabul edilmişti. Buna göre muhaliflerin zaten mevcut olduğu bilinen Doğu Guta’ya Esed rejiminin saldırması bu anlaşmanın açık ihlali anlamına geliyor. Bir silahlı unsuru etkisiz hale getirmek için bütün mahalleyi yakma yoluna başvuran Esed rejimi bu esnada sivil katliamında insanlığı ayaklar altına alan bir vahşete daha imza atıyor. Birkaç gün içinde hava saldırılarında çoğu çocuk en az 400 kişi katledildi.

İnternette mebzul miktarda yer alan çocuk katliamı görüntüleri Esed’in kendi halkına karşı sürdürdüğü bu savaştaki kirliliğini bütün iğrençliğiyle ortaya koyuyor. Bu görüntülere bakıp hala Esed’le görüşmekten, onunla yeni bir sayfa açmaktan bahsedenler, bir nebze utanmazlar mı hala?

Esed’le görüşüp neyin hesabı, neyin planlaması yapılabilir? İrtikap etmekte olduğu ve edeceği yeni insanlık cürümlerini kendisi yeterince taşıyamıyor da ona bu suçlarında yardımcı mı olmak gerekiyor? Onunla görüşerek, bu cürümleri işlemekten alıkonulması mı sağlanabilir? Baksanıza, ona sahip çıkan Rusya ve İran ile Astana’da varılmış mutabakat çerçevesinde bile bu cürümler engellenemiyor.

Esed’i durduracak tek şey, kendisine muhalif olanların tamamen yok olmasıdır. Şu ana kadar ölümü gerçekleşmiş bir milyona yakın insan ve birkaç milyon yaralı ve yurtdışına çıkan ve sayıları 8 milyonu bulan mülteciye ilaveten Suriye içinde onun ölüm makinalarının hedefi olmamak için yer değiştiren 7 milyon insan… Toplamda neredeyse rejimin zulmünden mağdur olmamış, onunla sorunlu olmayan, kendi işbirlikçisi küçük bir azınlık dışında kimse kalmamış.

Neredeyse halksız bir devlete ulaşmak üzere, Esed ve ona göz yumanlar.

Böyle bir ülkede öldürücü, yok edici güçten başka ellerinde övünebilecekleri hiçbir şey olmayan Rusya ve İran hala ABD emperyalizmine veya Siyonizme karşı bir mevzu koruyor olmakla mı gurur duyacaklar? Varsa bile o mevzi Esed’le mi korunacak?

ESED-PYD İŞBİRLİĞİ: KİM KİMİ ALDATIYOR?

Aynı Esed şu anda siyonizmin de ABD’nin de Suriye’deki lejyonerleri olan PYD-JPG-PKK unsurlarıyla beraber çalışıyor. Türkiye’nin Zeytin Dalı operasyonuna karşı Esed’e bağlı Şebbihalar PYD’ye destek vermek üzere Afrin’e koştular. Zaten Afrin’in de Kamışlı’nın da, Münbic’in de PYD unsurlarına terkedilmesi tamamen Esed’in planı ve onayıyla gerçekleşmiş bir olaydı.

Şimdi kim kimi aldatıyor diye sormanın bir anlamı var mı?

Varsa soralım. ABD ve Siyonizm eksenine karşı Esed’i destekleyen İran, aynı Esed’in ABD’nin ve siyonizmin lejyoner örgütü PYD ile işbirliği karşısında kendisini aldatılmış hissetmesi gerekmez mi? Yoksa hepsi birden dünyadan gizledikleri başka bir hesabın içindeler de, bütün dünyayı mı aldatıyorlar? Bu nasıl bir oyunsa, kazananı hiç de Siyonizm karşıtı cephe olmuyor. Bilakis, İran’ın Esed siyaseti, günün sonunda Siyonizm cephesini daha da rahatlatıyor, daha da güçlendiriyor. Bu siyasetin kurbanı da çocuklar oluyor, insanlık oluyor.

Bu şartlar altında ne yazık ki, BM Güvenlik Konseyi’nin kararı bile Esed’in işlediği-işleyeceği insanlık suçlarına karşı hiçbir güvence oluşturmuyor. Doğu Guta’da insanlığın gözleri önünde cereyan eden katliamların, paramparça olmuş çocuk ceset görüntülerinin kimyasal silahla mı normal silahlarla mı yapılmış olduğu gibi anlamsız bir soruyla bütün bu infiali oyalama safhasına aktarabilir.

Obama’nın kimyasal silah kullanımını ABD’nin kırmızı çizgisi olarak nitelediği dönemlerde Esed’in sivilleri ayırt etmeden hava bombardımanlarıyla, varil bombalarıyla, işlediği katliamlar sonucu ölen insanların sayısı üçyüz bini bulmuştu bile. O zaman yine Doğu Guta’da Esed’in kimyasal silah kullanarak öldürdüğü haberinin yayıldığı katliamda ise en fazla 1500 kişi ölmüştü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, o gün haklı olarak şu çarpıcı soruyu sormuştu: Neticesi haksız ölüm olan, hem de kitlesel ölümler olan bir katliam varsa bunun ne tür bir silahla yapılmış olmasının ne önemi var? Üçyüzbin sivil insanı, kadını, çoluk çocuğu haksız yere öldürmüş olan bir rejimi suçlamak için bunu hangi silahla öldürdüğü mü sorulur? Bu nasıl bir vicdan, nasıl bir izandır?

Bugünlerde Doğu Guta’da gerçekleşen katliamların görüntülerinden istemediğiniz kadarına sosyal medyada ulaşabilirsiniz. O paramparça olmuş ve yanyana dizilmiş onlarca çoluk çocuk cesedinin hepsi de konvansiyonel sayılan cinayet silahlarının marifeti.

Bu görüntüler de dünyanın vicdanını harekete geçirmiyorsa, hala “kimyasal silah” şartı arayanların eli de vicdanı da kurusun.