Barzani yönetimindeki IKBY’nin bütün komşularını karşısına almayı göze alarak gerçekleştirmekte ısrar ettiği referandumun bölgesel ve küresel siyasetlere ciddi yansımalarının olacağı anlaşılıyor. Aslında buna gelmeden önce bu referandumun zaten yine aynı küresel ve bölgesel siyasetlerin bir yansıması olarak gerçekleşmiş olduğunu da kaydetmeyi unutmamak lazım.

Barzani’nin bölgede ve dünyada onca karşı çıkan aktöre rağmen bu adımda ısrar etmesi, karşı çıkıyor gibi görünenlerin dürüst davranmıyor olmalarına, kendisine gizliden vermiş oldukları cesarete güveniyor olmasından kaynaklandığını söylemiştik. Muhtemelen Barzani bu adımı attığında başına neler gelebileceğini bildiği halde bu gizliden vadedilen desteğin kendisini ayakta tutabileceğini hesapladı.

Oysa işin sosyolojisi ve coğrafyası, Barzani’nin hayal ettiği ve referanduma sunduğu çerçevede bir ayrılığı imkansız kılıyor. Konunun Kürtlerin bir devlet kurmaya hakkı olup olmamasıyla hiç alakası yok.

Esasen bu bölgede etnik temelde bir devlet kurmanın yanlışlığını bu coğrafya yüzyıldır bize anlatıp duruyor. Bize I. Dünya Savaşı sonrası bu temelde dayatılan Syces-Picot konseptine dayalı devletlerin bizi nasıl bir noktaya getirdikleri ortada. Bu konsepti aşmak zorundaydık ve aşma yönünde bir çabayı en azından Türkiye son zamanlarda fazlasıyla ortaya koydu.

Türkiye kendi iç çeşitliliğini bir zenginlik olarak nitelemek suretiyle bu konseptten bir hayli uzaklaşarak Kürtleri de diğer etnik grupları da tanıdı ve bütün etnik unsurların bütün haklardan eşit olarak faydalanabildikleri bir vatandaşlık ilkesinin içini başarıyla doldurdu. Bugün Kürtler Türkiye’de Türklerin veya başka herhangi bir etnik unsurun faydalandığı bütün haklara sahip oldukları için Türkiye’nin her tarafına yayılmış durumdalar.

Bu yaygınlık Kürtlerin seyahat, eğitim, yerleşme, mülk edinme hakları konusunda hiçbir ayırımcılığa tabi kılınmamalarının bir neticesidir. Bu haklardan herkes gibi onlar da faydalanabilmektedirler. Bu saatten sonra herhangi bir coğrafi bölgeyi bir etnik grup adına temlik etmeye çalışmak Türkiye’de yaşayan 80 milyon insana zulüm olur, büyük bir haksızlık olur. O 80 milyon insanın içindeki Kürtleri o zulüm elbette teğet geçmiş olmaz.

Belki Irak’ta fiili durum olarak Kürtler için aynı rahatlık sözkonusu değildi, ama bunu giderecek şartlar fazlasıyla oluşmaya başlamış, Türkiye’de 100 yıl önce bize dayatılan bölücü, ayrıştırıcı çerçeveyi aşacak geniş bir ufuk açılmıştı. Kürt özerk yönetimi süreç içinde elde ettiği avantajlarla Irak içinde Kürtler adına da yüksek bir temsil kabiliyeti kazanmış durumda.

Bu avantajları elde etmeye kimsenin itirazı olamazdı, çünkü geçmişten gelen ayırımcı politikalar bir tür pozitif ayırımcılığı haklı gösteriyordu.

Oysa bağımsızlık referandumu hamlesi bölge halkları önünde açılmış daha ileri, daha birleştirici, kaynaştırıcı, modern, eşit bir vatandaşlık ufku yerine yüz yıl önceye, bir geri dönüşü ifade ediyor.

Yüzyıl önce önümüze konulan çerçeve ise bölge halklarını şu veya bu temelde birbirinden ayrıştıran, topraklarını bölen, ülkelerini parçalayan işgalci emperyalist bir çerçeve. Bu pranga gibi çerçeveyi hep birlikte kırıp aşmaya çalışmak yerine onu günümüzde ihya etmeye çalışmanın kimseye kazandıracağı bir şey yok.

Referandum kampanyalarında kullanılan Kürdistan haritasının sadece Irak Kürdistanı ile sınırlı kalmamış olması, dört ülkenin topraklarını da kapsaması Türkiye’nin tepkisinin ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.

Konu sadece Irak’la ilgili olsa bile haklı olmayacak olan bu referandumun Türkiye’nin egemenliğine ve güvenliğine kasteden iddiası Türkiye’nin tepkisini yükseltmesine sebep oluyor. Tam da bu bağlamda Türkiye’nin bağımsızlık iddiası dillendiren bu yapıya kendi sınırlarını hatırlatması farz olmuştur. Türkiye kapılarını, vanalarını, imkanlarını kapattığında kendi başına ayakta durma şansı olmadığı gerçeği bu bağımsızlık iddiasının gerçek(çi)liği üzerinde düşünmeye bir davettir her şeyden önce.

Dün arkadaşımız Ömer Lekesiz köşesine taşımış. Referandum sürecini başından beri IKBY’de izleyen değerli gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un, sosyal medyada paylaştığı bir şahitliği: “Erbil’deyiz. Şoförümüz ‘evet’i vermiş, gelmiş. ‘Ortalık karışırsa ben hemen hanımı çocukları alıp, Türkiye’ye geçiyorum’ diyor.”

Sadece bu anekdot bile Kürtlerin ana vatanlarının Türkiye olduğunu yeterince göstermiyor mu?

Bu süreç içinde Barzani’ye karşı sergilenen haklı tepkileri Kürtlerin üstlerine alınmasına hiç gerek yok. Varsa bu gereksiz bir alınganlıktır. Referanduma gösterilen tepki asla Kürtlere veya Kürtlerin bir kazanım elde etme ihtimaline değil, hep birlikte yaşamakta olduğumuz, hepimize birden ait olan bu topraklara emperyalist müdahaleleri çekme konusunda sergilenen sorumsuzluğadır.

Yoksa Kürtleri Kürt olmak dolayısıyla, Arapları Arap olmak dolayısıyla veya herhangi bir etnik grubu o etnik grubu olmak dolayısıyla hedef alacak her türlü zulme hepimiz göğsümüzü siper etmek zorundayız. İşin esası bu referandum bölge halklarından herhangi birine kaybettiriyorsa, Kürtlere daha çok kaybettiriyor demektir.