HARTUM

Güney Sudan’ın Batılı güçlerin de teşvik ve tahrikleriyle uzun süren çekişmeler neticesinde bir referandum yoluyla ayrılmasından sonra, aslında Sudan’da beklenmeyen bir rahatlama yaşanmış oldu. Güney’de kalan petrol dolayısıyla Kuzey’in petrol gelirlerinden mahrum kalacağı düşüncesi olumsuz değil, olumlu bir etki yapmış. Gerçi Güney’de üretilen petrolün nakliyesinden alınacak bir pay üzerinde anlaşılmıştı, ama Güney’de ayrılık sonrası kabileler arasında patlak veren ve bir türlü dinmeyen iç savaş yüzünden petrol üretimi neredeyse tamamen durmuş olduğu için oradan beklenen az miktardaki gelir de durmuş vaziyette. Bu da petrol dışı gelirler sağlamak için daha yoğun bir arayış ve çabaya sevk etmiş durumda.

Diğer yandan geçmişte Sudan’ın başını çok ağrıtmış olan Darfour sorununa daha kalıcı bir çözüm bulabilmek için ülke içi diyalog sürecinin başlatılması hususu öne çıkmış ve uzun süren diyalog neticesinde özellikle Turabi’nin liderliğini yaptığı Halkın Kongre Partisi (Hizb el Mutemer el Şabi – HKP) hükümette sembolik de olsa yer almak suretiyle elini taşın altına koymayı kabul etmiş. Bir Sanayi Bakanı, Uluslararası  Yardımlaşma Bakanı ve Petrol Bakan  Yardımcısı ile Cumhurbaşkanı Yardımcılığıyla gerçekleşen bu sembolik katılımın ülkenin barışına, yeniden inşa sürecine ve istikrarına katkısı beklenenin de ötesinde oluyor.  400 kişilik parlamentoda HKP’nin 5 üyesi bulunuyor.

Turabi’nin geçen seneki vefatından sonra Genel başkanlığı üstlenen İbrahim el-Senusi şimdi Cumhurbaşkanı yardımcılığına getirilmiş, onun yerine geçtiğimiz Mart ayında gerçekleşen olağan Kongrede HKP’nin siyaset dışı kaldığı dönemde Almanya’da yaşamak durumunda kalan Ali el-Hac şimdi partinin genel başkanlığını yürütüyor.

HASAN TURABİ’NİN SİYASİ GERÇEKÇİLİĞİ

Diyalog sürecine aslında Turabi’nin liderliği altında başlanmıştı. Son zamanlarda Sudan üzerinde oynanan oyunlara karşılık Turabi Sudan’ın bütün unsurlarıyla birlik ve dirliğine daha fazla vurgu yapmaya başlamış ve bunun için gerekirse parti olarak her türlü tavizi vermeye hazır olduğunu ortaya koymuştu. Aslında altmışlı yılların ikinci yarısından itibaren Sudan’daki siyasi dengelerde her zaman önemli bir yeri olan Turabi’nin bu sorumlu ve bilge yaklaşımı toplumda daha büyük bir sorumluluk ve saygınlık oluşturmuş.

Bu yanıyla Tunus Nahda hareketi lideri Gannuşi’yi fazlasıyla andırıyor. Sadece andırmakla kalmıyor, aslında siyasi görüşleri itibariyle, demokrasiye, kadınların toplumsal ve siyasal katılımına, İslam fıkhının, bilhassa siyasi fıkhının kapalı ve sabit bir paket olmak yerine açık-uçlu karakterine vurgularıyla paraleller. Yanı sıra, ülkelerindeki istikrar ve milli kazanımlar lehine sergiledikleri uzlaşmacı tavır ve üsluplarıyla da birbirlerine benziyorlar.

Genel Başkan Ali el-Hac ve Cumhurbaşkanı yardımcısı İbrahim Senusi, öğle yemeğinde bizi partinin genel merkezinde partinin üst düzey yönetimiyle birlikte ağırladılar. Kabulde iktidardaki Ulusal Kongre Partisi’nden de (UKP) yönetici seviyesinde insanlar vardı. Bu ziyaretimizde el-Hac Turabi’nin ve hareketinin çağdaş İslami siyasi hareketler içinde iktidar deneyimini İslami siyaset teorisiyle mezceden en eski hareket olduğuna değindi.

Gerçekten erken zamanlardan itibaren hem muhalefetin hem iktidarın bütün şekillerini yaşamış biri olarak Turabi’nin İslami siyaset ile ilgili görüşleri teori ile pratiğin birbirinden en iyi beslenerek şekillendikleri gerçekçi ve olgun düşünceler. Belki Turabi’ye kadarki modern İslami siyaset düşüncesinin gereğinden fazla teorik ve denenmemiş bir masa-rahle başı çalışması olduğu söylenebilir. Bu yanıyla gereğinden fazla ütopist ve gerçeklerden kopuk olan bu çalışmalar elbette sadece teorik bir analizden önce yeşerdikleri havzalarda onları dillendirenlerin siyasi hermenötiği açısından da bir anlam ifade ediyor. Buna karşılık, İslami hareketlerin iktidarı bilerek, tecrübe ederek ve tanıyarak siyaset teorisine yansıttıkları modellerin mutlaka hatasıyla savabıyla değerlendirilmesi gerekir.

Bugün Sudan’ın karşılaşmakta olduğu dış saldırılar karşısında ve ülke içi bütünlüğün sağlanması konusunda her iki parti birlikte çalışıyor. Darfour sorununu çözmek için bölgenin kalkındırılması gerektiği hususunda görüş ve eylem birliği içindeler, buna yönelik ciddi projeler geliştirmeye çalışıyorlar.

15 TEMMUZ VE KENDİ DARBE GİRİŞİMİ ARASINDA SUDAN

Yıllardır ülkeye uygulanan ambargonun yakın zamanda kalkacağı beklentisi bugünlerde artık bütün planlamalarda baz alınan bir veri. Zaten Çin ve birçok Avrupalı ülke daha şimdiden ambargo sonrası Sudan’a güçlü bir biçimde girmeye başlamış bile. Bu süreçte Türkiye’nin diğer ülkelere nazaran yavaşlığı sitem konusu.

BAE veliaht prensi Muhammed b. Zayed’in bütün İslam dünyasını kendi halklarıyla taban tabana zıt, askeri ve çeşitli darbe yönetimleri yoluyla dizayn etme planının içinde Sudan da önemli bir yer tutuyor. Yakın zamanda erkenden keşfedilip tedbirleri alınan bir darbe girişiminin arkasında onun ve Mısır’ın darbeci döktatörü Sisi’nin müdahalesinin olduğuna dair ciddi veriler var.

MAARİF VAKFI OKULLARI

15 Temmuz’u Türkiye ile adeta eş zamanlı ve eş duygusallıkla yaşayan Sudan, hükümetiyle ve halkıyla kendilerine yönelik bu darbe teşebbüsü yoluyla da kendilerini Türkiye ile ortak bir kadere sahip görmeye daha fazla yaklaşmış durumda. Zaten 15 Temmuz günü sokaklara Türkiye halkıyla birlikte inen Sudan halkının ilk hedefinde buradaki FETÖ’ye ait okullar olmuş. Böylece Sudan’daki FETÖ okulunun devri doğrudan Sudan halkının müdahalesiyle o gece gerçekleşmiş. Bir yıl süren Sudan yönetiminin ardından yakın zamanda bu okullar Maarif Vakfına devredilmiş. Ziyaret ettik. Yeni, genç ve dinamik bir grupla Maarif Vakfı buradaki çalışmaları devralmış durumda. Atanan, çoğu Arapça bilen yeni elemanlarla Maarif Vakfı okulları Türkiye ve Sudan arasında gerçek bir iletişim kanalı olarak işleyeceklerinin bütün işaretlerini veriyorlar.