Ramazan oruç zamanı… İnfak zamanı…

İnsanların kendilerinden başka insanların da var olduğunu ve onların da ihtiyaçlarının, dertlerinin, acılarının, hüzünlerinin var olduğunu hatırladıkları, ve bu dertleri, hüzünleri gidermenin kendi sorumluluklarında olduğunu idrak ettikleri fiili bir eğitim atmosferi… İnsanların böylece birbirleriyle tanıştıkları, hemhal oldukları bir Arafat ortamı

Bir çok özelliği sayılabilir Ramazan’ın ama bir özelliği çok daha belirgindir. Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Kur’an’ın indirilmiş olduğu ve bin aydan hayırlı olduğu bildirilmiş olan Kadir gecesinin bulunduğu bir zaman dilimidir.

Bu gecenin hangi gece olduğunun bildirilmemiş olmasında, bir rivayete göre Peygambere bildirilmiş olduğu halde sonradan unutturulmuş olmasında büyük hikmetler var.

Böylece insanın zamana hükmedip onu avucuna alarak adeta parsellemesinin önüne geçmiş, bir zamanı başka zamanlardan ibadet bakımından kesin olarak ayırması engellenmiş olur.

Kadir gecesi bütün bir Ramazan ayı içinde olabilir. Onu arayacağız. Onu aramak için her gecemizi bir kadir gecesi kıvamında yaşamaya, hissetmeye çalışacağız. İçimizdeki sese kulak kesileceğiz, dışımızda cereyan eden işaretlere ve ayetlere dikkat kesileceğiz ve şeytana karşı, nefsimize karşı, bizi ayartabilecek her türlü iğvaya karşı tam bir teyakkuz içinde olacağız.

Ramazan Kur’an ayı. Demek ki, Kur’an’ı bol bol okuyacağız. Hem tilavet edeceğiz hem de anlamı üzerinde daha derin teemmüle dalacağız.

Bizi yaratan ve bize rahmet ve merhameti herkesten fazla olan yüce rabbimizin bizi ciddiye alarak bize şahsa özel olarak gönderdiği bir mektup gibi okuyacağız Kur’an’ı. Bu Kitap, hiç kimseyi diğerinden ayırmayan, herkese, insana, kadına, erkeğe, çocuğa, yetişkine, ihtiyara, Araba, Türke, Kürde, Çerkeze, Aceme, Doğuluya, Batılıya, Kuzeyliye Güneyliye ayrı ayrı ve aynı anda hitap eden bir kitap.

Kendisine, kendisini herkesten daha iyi tanıyan, herkesten daha fazla sahip olan yaratıcısından gelen bu kılavuzu can kulağıyla okuyan zarar etmez. Okudukça yaratıcısını tanır, O’nu tanıdıkça kendini daha da iyi tanır. Bu dünyadaki yerini ve misyonunu bilir. Bu misyonda kendisini önceki nesillerle ve başka coğrafyalarda bağlayan nice insanların da olduğunu bilir.

Ramazan Kitab’ı ve Kitab üzerinden dünyayı okumakta yoğunlaşmamız gereken bir zaman. O kitap bir çok yerde böyle emreder. “Yeryüzünde geziniz ve sizden öncekilerin sonu ne olmuş bir görünüz… Sizden öncekiler de sizin gibi nice boş zehaplara kapılmıştı.”

Aslında yaşadığımız olayları geçmişten, tarihten ve insan evrenselliğinden kopuk olaylar olarak görmek bizi fazlasıyla yanıltır.  bizi ister istemez bir tarihe götürür.

Ünlü sosyolog Philip Abrams “Çağdaş dünya hakkında bazı ciddi sosyolojik sorular sormayı deneyin ve bir bakın, bu soruları tarihe gitmeden cevaplayabiliyor musunuz?” diye sorar, Tarihsel Sosyoloji isimli kitabının başında.

Bugün Türkiye’nin Katar’da ne işi var? diye soranlar aynı soruyu fırsatı geldiğinde Suriye için de, Sudan için de, Afrika için de Myanmar için de sormaktan geri durmadılar mesela. Böyle yapmakla tarihsiz, köksüz ve sosyolojisiz bir Türkiye tasavvur etmiş olmuyorlar mı? İşin neticesinde sundukları toplum modeli meymenetsiz bir toplum modeli olmaktan öteye geçemiyor.

Oysa kitabın buyruğuna kulak verip yeryüzünü gezince ve bizden önceki toplulukların geçtikleri yolları inceleyince, yani tarihe gidince, gördüğümüz şey, bir yandan yaşadıklarımızın birçok bakımdan tekrarı, bir yandan da bütün bu yaşananlarda insanoğlunun inanılmaz cehaleti bir ibret konusu olarak ortaya çıkıyor. En son yaşadığımız Körfez krizindeki roller yüz veya ikiyüz yıl önce yaşanan ayrışmalarda dağıtılmış olan rollerle ne kadar da süreklilik arz ediyor!

Arap medyasında Katar’a karşı uygulanan ambargo ve kuşatmayı Peygamber efendimizin ashabına karşı Mekke müşriklerince uygulanan ambargoya benzetenler var. Buna karşılık Mekke’de Risalet görevini yaptığı esnada müşrikler tarafından karşılaştığı ağır tepkilere karşı onu himaye eden amcası Ebu Talip vefat ettiğinde kendisine düşmanlık eden diğer amcası Ebu Leheb Peygamber efendimizi himayesine almak durumunda kalmıştı. Şimdi aynı Arapların torunları kendilerinden olan birini elbirliğiyle boğmaya çalıştıklarında içlerinden birinin onu himaye etmesine bile izin vermiyorlar.

Tarihsel olaylarla bu paralellikler ister istemez kurulacaktır. Yaşanan olayların yoğunluğu ve elemi kendiliğinden tarihte bir benzerlik bulmaya sevk ediyor. Tarihin böylece ibret boyutunun yanısıra teselli boyutu da kendini hissettiriyor.

RAMAZAN KLASİĞİ DİNİ YAYINLAR FUARI

Ramazan’da daha çok okumak lazım.

Önce Yüce Kitabın kendisini, arkasından, O kitabın okuyun dediğini okumak lazım.

Yeryüzünde gezip geçmiştekilerin başına gelenleri okumak lazım.

Ramazan aylarının vazgeçilmeyen uygulamalarından biri haline gelmiş olan Dini Yayınlar Fuarlarına uğrayıp yeni kitaplara bakmak lazım.

Bu yıl şaşırtıcı bir biçimde kitap fuarlarına ilginin çok az olduğu söyleniyor. Sadece geçen seneden bu seneye bile inanılmaz büyük bir farkın ortaya çıkmasına sebep olanın ne olduğunu sorgulamak lazım.

Kitaba veya kitap fuarına ilginin azalmış olması hayra alamet değil. Gerçi süreci takip edenler günlerin fazla uzamış olması ve iftar ve teravih arasındaki vaktin fuara ayrılmasının zorluğundan bahsediyorlar ama ne olursa olsun, ortada ciddi bir sorun var.

Ramazan’la Kur’an’ın bağı istesek de kopabilecek bir bağ değil.

Ama Ramazanla kitap fuarlarının bağının da zayıflamasına seyirci kalmamak lazım.