Allah’ın yaratışında her halükarda bir mükemmellik vardır. Karamsar, meşum, kötümser gözler bu güzelliği, bu mükemmelliği görmez. İstedikleri gibi gitmeyen, arzuladıkları gibi gitmeyen şeylere dikkat kesilip aslında kendi bakışlarındaki kusuru yaratışa atfeder, ondan şekvalanırlar. Son tahlilde her şey mükemmel bir senaryoya ve kadere doğru götürürken herkesin gözü erken veya geç, şu veya bu aşamada ilahi kaderin uyumuna açılır ve o hakikatin ışığından gözleri kamaşır.

Bunu bazıları erkenden görüp bilgece bir vakarla yaşarlar hayatlarını, kimileri bir çok ders alıp iyice piştikten sonra ömürlerinin sonlarına doğru idrak ederler. Belki başka bazıları da son nefeslerinde de olsa bunu görürler.

Öyle dediğime de bakmayın. İnsanların son nefeslerinde ne gördüklerini kimsenin bilecek hali yok. Kimsenin bu konuda kimseden bir üstünlüğü veya kimseye nazaran bir imtiyazı yok. Ama inanıyoruz ki, son nefeste insanın gördüğü şey hayatın bütünlüğüne ve kendisinin o hayatın içindeki yerine dair aydınlatıcı bir hakikattir.

Bu aydınlatıcı hakikatin her göreni aynı şekilde memnun etmesi veya herkesin bu bütünlük içinde mutlu bir aydınlanma yaşayacağını elbette ki beklemiyoruz. İlahi adalet insanın gözünün hangi aşamada neyi gördüğüne bağlı olarak son lahzayı da ona uygun olarak belirler. Yoksa Firavun’un bile son nefesinde herşeyi görmüş olduğu ve o anda iman ettiği bile rivayet edilir. Ancak Firavun imanı diye meşhur bir iman, bir aydınlanma biçimi vardır ki, bu imanın hiçbir işe yaramadığı, insanın ıstırabını, azabını daha da artırmaktan başka bir işe yaramadığı da bilinir.

Bir güzelliğe şahit oluyoruz bugün millet olarak. Üstelik herkesin maksimum derecede paylaştığı bir algı ve tecrübeyle, güzelliği herkesin güzellik olarak gördüğü bir zeminde yaşıyoruz bunu. Yenikapı’da milyonların muhteşem buluşması, buna 81 vilayetten insanın aynı heyecanla katılımıyla gerçekleşen bu güzellik, ayrıyı gayrıyı bir kenara bıraktıran bir Arafat güzelliği gibi. Bizi ayıran özellikler yerine bizi birleştiren özelliklere geçici de olsa bir festival havasında açılan alan, mucizevi bir ilaç gibi geldi bu millete. Oysa ne umdular o şer odakları, neye yol açtılar? Neyin hesabını yaptılar, karşılarına nasıl bir hesap çıktı? Kurdukları oyunda kime ne rol yazdılar, neticesinde kendilerine nasıl bir rol takdir edilmiş oldu?

Bir bilseler…

Bugün hiç kuşkusuz 15 Temmuz’dan öncekine nazaran çok daha güçlü, çok daha bütünleşmiş ve çok daha enerjik bir toplum olmuştur Türkiye. Bir toplumsal yükseliş için bir toplumun muhtaç olduğu en güçlü motivasyonu elde etmiştir. Bu motivasyon Türkiye’yi hiç kuşkusuz çok daha ileriye taşıyacaktır. O yüzden 15 Temmuz sonrasını gerçek anlamıyla yeni Türkiye’nin doğuşu olarak niteleyebiliriz

EY MEYDAN

Arap Baharı sürecinde, yüz yıldır bastırılmış toplumların kendi iradelerine sahip çıkarak meydanları bir özgürlük alanı, bir irade beyanı ve bir varoluş zemini olarak keşfedişleri üzerine ve bilhassa o meydanda şehit düşen binlerce insan için söylenmiş muhteşem bir şarkı var. 22 gündür devam eden ve dün bütün Türkiye’nin 81 ilinin meydanlarındaki muhteşem gösteriyle taçlanan o meydanlara ne kadar da uyuyor. 239 şehidin Yeni Türkiye’nin doğuşuna hayat verdiği o meydanlar, hiç kuşkusuz daha nice güzel edebiyatı hak ediyor.

Ey meydan…

bunca zamandır neredeydin?

Seninle şarkı söyledik ve seninle ümit ettik

savaştık, korktuk ve dua ettik.

Tek yumruk olduk, gece ve gündüz

ve artık seninle hiçbir şey imkansız değil.

Özgürlüğün sesidir bizi birleştiren

hayatımız anlamını buldu, artık geri dönüş yok.

Sesimiz duyuluyor.

Artık yasak değil rüya görmek.

Ey meydan… bunca zamandır neredeydin?

Duvarları yıktın, nurunla aydınlattın.

Yorgun halkını etrafında topladın.

Yeniden doğduk …

ve yeniden doğdu vazgeçmediğimiz rüyamız.

Bizler farklı olsak da niyetlerimiz aynı; temiz…

Pusluydu görünen manzara, fakat biz …

sahip çıkacağız ülkemize ve torunlarımıza;

yitirdiğimiz gençlerimizin anısına.

Ey meydan… bunca zamandır neredeydin?

Seninle hissettik ve yeniden başladık …

uzaklaşıp, tükendikten sonra.

Önce kendimizden başlamalı değişim,

sen bize çok şey verdin. Bundan sonrası bizim…

Bazen korkuyorum,

yalnızca bir anı olacaksın diye sen …

ölür fikrimiz uzaklaşırsak senden.

İşte o zaman geçmişe dönecek ve hatırlayacağız;

masallarımızda senin hikayeni anlatacağız.

Ey meydan… bunca zamandır neredeydin?

O meydan ki türlü insanla dolu…

işte adanmış biri; ve işte cesur olan.

İşte tutkulu biri ve şurada bisikletiyle dolaşan…

Fakat sesimiz bir; hepimiz biriz!

Toplanıp çay içeriz orada

ve biliriz hakkı nasıl getireceğimizi!

Komşularımız kulak kesildi, bizi dinliyor dünya…

Ey meydan… bunca zamandır neredeydin?

Gücümüz fikrimizdir ve silahımızdır birlikteliğimiz…

Meydan diyor ki: “zalimlere hayır!”

Meydan bir dalga gibidir;

kimi içindedir, kimi onun büyüsüyle büyülenir…

dışarıdakiler der ki bu bir kargaşadır… fakat ameller yazılmaktadır.

Ey meydan… bunca zamandır neredeydin?

Gücümüz fikrimizdir ve silahımızdır birlikteliğimiz…

Meydan diyor ki: “zalimlere hayır!”